Sorry, no posts matched your criteria.

Simay Bülbül: Sevmek ve sevilmek bir çocuğun en büyük hakkı

Koruyucu aileliğin yaygınlaşması için öncülük eden tasarımcı Simay Bülbül, beş çocuk sahibi olmayı biraz çılgınlık olarak adlandırsa da onlara anne olmanın hayatının dönüm noktası olduğunu söylüyor ve ekliyor: Tek ihtiyaçları sevmek, sevilmek ve bu bir çocuğun en büyük hakkı. Onlarla ailenin anlamını bir kere daha fark ettim.

Röportaj: Vildan Uygunoğlu

Sizi tasarımcı olarak tanıyoruz ancak mesleğinizin yanında insani açıdan çok çok değerli şeyler de yapıyorsunuz. Malum Anneler Günü de yaklaşıyor, o yüzden bu röportajı annelere, çocuklara ve kadınlara adamak istiyorum. Bize biraz 2018 yılında kurduğunuz Kırmızı Çocuklar Derneği’nden bahsedebilir misiniz?

Benim koruyucu annelik yolculuğum 2018’de başladı. Gönüllü anne olarak girdiğim bu yoldan oğlum benim en büyük hediyem oldu. Bu süreçte yuvadayken koruyucu ailelikle tanıştım. Ve bir süre sonra anladım ki o kadar çok konu ve aile bekleyen çocuk var ki. Bize düşen çok görev var. Bu yüzden Kırmızı Çocuklar Derneği’ni kurduk. Dernek olarak en önemli misyonumuz koruyucu ailelik farkındalığını yaygınlaştırmak. Diğeri de koruma altındaki çocukların hayatına dokunup renklendirmek.

Koruyucu ailelik nedir, koruyucu aile ya da koruyucu anne olabilmek için kişide aranan kriterler neler, Türkiye’de bu kavram derneğinizin kuruluşundan bu yana yaygınlaştı mı?

Koruyucu ailelik devlet korumasındaki çocuklarımızın aile yanında yaşama modellerinden biridir. Evlatlık sistemine benzediği kadar farklılıkları da vardır. Evlilik şartı yoktur. Koruyucu aileliğe başvurabilmek için TC vatandaşı olmak, 25-65 yaş aralığında olmak, Türkiye’de ikamet etmek, düzenli gelir sahibi olmak, en az ilkokul mezunu olmak temel şartlardır. Bekarlar ve biyolojik çocuk sahibi olan kişiler de koruyucu aile olabilir.

ÇOCUKLAR İÇİNDE RENKLERLE DOĞAR

Derneğinizin adı neden Kırmızı Çocuklar?

Biz bu yola çıkarken asla ajitasyon olmayacak dedik. Her çocuk içinde renklerle doğar, biz de bu renkleri asıl hayatlarına yansıtalım dedik. Ve dikkat rengi olan kırmızıyı seçtik.

Koruyucu ailelik kavramı hayatınıza nasıl girdi, hayatınızdaki dönüm noktası ne oldu?

Ben gönüllü anne iken baktığım çocuklardan biri koruyucu aileliğe verildi. Ve ben o gün dedim ki annelik doğurmak mı? Ve eşim de hiç düşünmeden tamam dedi. Hemen başvurup işlemlere başladık. Benim hayatımın dönüm noktası o yuvaya girdiğim gündür. Tüm hayatım ve bakış açım değişti. Ne kadar gereksiz konulara hayatımızda dert ettiğimizi gördüm. Ailenin anlamını bir kere daha fark ettim.

Anneliğin sadece kan bağıyla ilgili olmadığını her fırsatta söylüyorsunuz, derneğin kuruluşundan bu yana neler yaşadınız?

O kadar hikaye görüp o kadar çocukla tanıştım ki kitap olur. Her biri aslında bir kitaplık hikaye. Tek ihtiyaçları sevmek ve sevilmek ve bu bir çocuğun en büyük hakkı. Yıllar içinde tüm yaşadıklarımdan ve oğlumdan öğrendiğim tek konu budur. Kan değil can bağı…

Röportajın devamını okumak için tıklayın…