Sorry, no posts matched your criteria.

Sevmek koşulsuz bir eylemdir

Yeni dizi ‘Aşkın Tarifi’nin Taylan’ı Alper Saldıran şu sıralar kalbi boş olsa da aşka inancını kaybetmeyenlerden. Genç oyuncu “Sevmek yapıcı ve koşulsuz bir eylemdir. Sevene de sevilene de bir yaşam gelir. Aşkın hangi bünyede nasıl duracağı da ancak yaşarken anlaşılır. Parmak izi gibi, herkeste farklı tezahür eder” diyor.

Röportaj: Melis Güvenç
Fotoğraf: Fethi Karaduman

Aşkın Tarifi dizisinde karşımıza ‘Doktor Aşk’ Taylan karakteriyle çıkan Alper Saldıran bu rolün kendisi için çok özel olduğunu söylüyor. Rolünün bugüne kadar oynadıklarından çok farklı olduğunun altını çizen Saldıran aşk konusunda ise temkinli davrananlardan. Genç oyuncu “Aşk her zaman var. Yeri geldi, git dedim; gönderemedim. Kovmaya çalıştım, kıpırdamadı bile. Son yıllarda onunla yaşamayı daha iyi öğreniyorum. Hep oradaymış meğer. Bugünlerde karşıma çok çıkmasa da tutkulu aşıklar, güneş balçıkla sıvanmaz” sözleriyle aşkın tüketilebilen bir şey olmadığına vurgu yapıyor.

Aşkın Tarifi dizisiyle ve dikkat çekici bir rolle seyirci karşısındasın… Bu rolün senin için özel bir anlamı var mı? 

Kesinlikle var. Öncelikle bugüne kadar oynadıklarımla çok farklı hatta onlara ters. Genelde duyguları ön planda roller oynadım. Taylan ise genel olarak aklıyla hareket eden biri. Benim oyunculuğum hesapsızdır, mesela bir sahneyi nasıl oynayacağım, karşımdakilerle prova ettikten ve yönetmenle konuştuktan sonra şekillenir. Ancak Taylan için epey ter döktüm. Her hareketi hesaplı aklını çok fazla kullanan biri. Bu bakımdan biraz pozlar içerisinde ama işte ben oyunculuk yolculuğumda bu kadar poz birini ilk kez canlandırıyorum. Benim için bu çok önemli aynı zamanda anlatamayacağım kadar keyifli. Deniz Koloş inanılmaz bir yönetmen. Oyunculuğu çok önemsiyor. Onunla sahneleri çalışırken öyle kafa açan şeyler söylüyor ki rol derinleşmeye başlıyor. Bazen kendimi bir tiyatro provasında gibi hissediyorum. Diğer oyuncu arkadaşlarım da çok açık engelsiz bir şekilde birbirimizle oynayabiliyoruz. Çok kıymetli bu durum.

Doktor Aşk olarak seni izlemek büyük keyifken aşkın doktoru olur mu diye sormak isterim… Aşkın doktoru olabileceğine inanıyor musun? 

Bunu hiç düşünmemiştim, ama demek ki oluyormuş… Aslında bir yazar var, aşk doktoru; Mehmet Coşkundeniz buradan kendisine selam olsun.

Aşkın hastalıklı bir durum olduğu fikrine ne diyorsun? Aşk için yorumun nedir? 

Aşk su gibi aslında siz kapsınız, düşününki ne kadar insan varsa o kadar farklı kap var, bazı kaplar hastalıklı bazıları sağlıklı. Aşkın hangi bünyede nasıl duracağı ancak yaşarken anlaşılır diye düşünüyorum. Bir de bir büyüteç gibi insanın küçülttüğü sakladığı, bazen kendine bile itiraf edemediği duyguları açığa çıkarma özelliği var. O yüzden parmak izi gibi aşk, herkeste farklı tezahür ediyor.

Böylesine güçlü bir duygu şimdilerde sana bir şey ifade ediyor mu? Aşk kalbinde kendine yer buldu mu? 

Aşk her zaman var. Yeri geldi, git dedim; gönderemedim. Kovmaya çalıştım, kıpırdamadı bile. Son yıllarda onunla yaşamayı daha iyi öğreniyorum. Hep oradaymış meğer. Bugünlerde karşıma çok çıkmasa da tutkulu aşıklar, güneş balçıkla sıvanmaz. Dünya öyle bir hale geldi ki son dönemde her şey birbirine karıştı. Sanırım bir fabrika ayarlarına dönmek lazım. O zaman belki…

YILLARCA HAYATI KONTROL ETMEYE ÇALIŞTIM

Çok kontrollü adımlar atan önceliği hep mantıktan yana olanlardan mısın? Mesela aşk sana kontrolünü ne kadar kaybettirebilir ya da ne kadar çılgınlık yaptırabilir? 

Ben mantığı ve duyguyu aynı sofraya oturtmaya çalışanlardanım. Birine gitsen diğeri eksik kalıyor. Yıllarca çoğu insan gibi hayatı kontrol etmeye çalıştım ama nafile gün sonunda anladım ki ben ancak kendimi kontrol edebilirim o da ne kadar edebiliyorum, bilemiyorum. İnsan çok derin bir canlı, derinlere indikçe gidiyor, bitmiyor yolculuk. Bu yüzden son zamanlarda hayatı, insanları, kendimi daha dikkatli, olduğu gibi izlemeye çalışıyorum sadece. Bu hal insanı hafifletiyor. Herkese tavsiye ederim.

Üçleme kitaplarından biri olan özellikle Kırmızı Odadan Hikayeler ile aşkın peşinde bir yolculuğa çıkartıyorsun okurları… Bu anlamda aşk üzerine düşündüğünde son zamanlarda fikrin değişti mi? Aşkın peşinde olmak ve aşkı aramak bitmeyen bir hayal mi sence? 

Aşkı nerede aradığınızla alakalı bu durum. Sadece insanların arasındaki aşka değil; bir ağaca, bir kitaba, bir mesleğe aklınıza gelebilecek, size yaşama şevki veren ne varsa ona aşık olabilirsiniz. Fikrim değişmedi, kitapta aşka bir panoramik bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştım. Sevmek yapıcı ve koşulsuz bir eylemdir. Sevene de sevilene de bir yaşam gelir, düşüncesindeyim.

“Kavuşma anına kadar büyüyen, genelde kavuşunca tükenmeye başlayan bir gizem aşk” diyorsun… Yani kavuşamayınca aşk oluyor diyebilir miyiz? 

Genelde evet öyle, aslında bu bir ima. Tüketilebilen bir şey değil aşk. Böyle yaşanıyor biraz günümüzde. En güzel aşklar henüz yaşamadıklarım. Aslında üretmek aşk, yaşayanlar bilir, her gün biraz daha büyüyen bir ağaç gibi…

SEN ÖNCE YAŞAMI ÇÖZECEKSİN DE SONRA ONUN KOÇU OLACAKSIN

Hiç yaşam koçun oldu mu? Kendini çaresiz hissettiğinde kime başvurursun ya da ne yaparsın? 

Benim dostlarım var. Koşulsuzca saygı çerçevesinde her konuyu rahatça konuşabildiğim, hayatı paylaştığım dostlarım var, çok şanslıyım bu konuda. Bazen öyle anlar gelir ki konuşmak, okumak, dinlemek fayda etmez. Kendi kendime kalıp, düşünüp, uzun bir yürüyüş yapıp çözdüğüm durumlar var. Çıkmaz sokak dediğim yerlerin kocaman caddeler olduğunu gördüğüm anlar var. Her gün, yeni bir gün…

Röportajın devamını okumak için tıklayın