Sahnelerimiz yine dolup taşacak
Pandeminin en fazla etkilediği alanlardan tiyatroların ayakta kalması için mücadelesini sürdüren Kuzguncuk Sanat’ın kurucusu Gizem Duman Şeşen, tüm olumsuzluklara rağmen değişen süreçten umutlu: Hepimiz özledik, sıkıldık, acıktık. Ama inanıyorum ki dolup taşacak sahneler.
‘O Kız’ köşesinin bu ayki konuğu Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’nun kurucusu ve aynı zamanda yetenekli bir tiyatro oyuncusu olan Gizem Duman Şeşen… Pozitif enerjisi ve gülen yüzüyle herkesi kendine hayran bırakan Gizem’le keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…
Röportaj: Rana Demir
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’nun kuruluş hikâyesini bize anlatır mısın?
Tiyatro açmak gibi bir niyeti asla olmayan, sahneden inmeyen hevesli bir öğrenciydim. 2. Sınıfı bitirdiğim sene okulumuzun mezun olan sınıfı inanılmaz oyunlar hazırlamıştı. Kimileri kendi yazmış kimileri bilinen oyunları seçmişti. Mezuniyetleri festival tadındaydı. Ne yazık ki, sadece mezun olabilmek için oynayabilmişlerdi. Oyunları 40-50 seyirciyle buluşmuştu o da en fazla. Sonrasında iş aramaya başladılar. Kimse kabul etmiyordu. ‘En az 3 profesyonel oyunda oynamış olma’ şartı hemen hemen her tiyatroda karşılarına çıkıyordu. Reklam, dizi, sinema elemeleri zorluydu. Canımızın istediği oyunu oynayabilmek için ne gerekiyordu? Kuzguncuk adını mahallesinden alıyor. Yine öğrenciliğimde en etkilendiğim mahalle Kuzguncuk’tu. Öyle bir mahalleydi ki; mahalleden çıkmadan hayatta kalabiliyordunuz. Terzi, manav, doktor, elbise dükkânı, postane, okul, bostan ve yazları açılan yazlık sineması vardı. Büyülenmiştim mantar gibi AVM’lerin açılmaya başladığı dönemde. Yalnızca tiyatrosu yoktu. O da oldu mu mahalle tamamlanacaktı benim için. Adını koyup taşınmam arasında 2 sezon var. Taşındıktan sonra da 5 sezonu doya doya geçirdik hep birlikte. Eğitimler, oyunlar, konserler, film gösterimleri, yaz okulu, kış okulu, sergiler derken mahallenin sanat merkezi olduk. Şimdi yaptığım programlara bakıyorum da kimler kimler gelmiş, ne güzel çocuklar büyümüş. Tiyatroda konser yaptığım zaman çok tepki almıştım. Aklıma geldikçe gülümserim. Bizde de fazlaca muhafazakâr var, şimdilerde herkes yapıyor ne güzel. Kiracıydım. Bugün sahnesini ayakta tutmaya çalışan herkesin yükünü halini çok iyi anlarım. Kuzguncuk Sanat ayakta kalabilsin diye başka başka yerlerde festivaller yapardım. Yerleşik hayatta turne çok yapamadım ama öncesinde gitmediğim mahalle, şehir kalmamış olabilir. Cezaevleri ve çocukların koruma altında olduğu her yer önceliğimdi. Atölyeleri ve film okumalarını çok önemserdim. Haftanın yükü onlardaydı. Genç oyunculara, yeni kurulmuş tiyatrolara her zaman kapım açıktı. Kira almazdım. Prova için yer arama acısını da bilirim. Elimden ne geldiyse tereddütsüz yaptım. Kuzguncuk Sanat’ın kapısından içeri giren herkes ‘canı ne istediyse’ yapmıştır. Geri çevrilmiş kimse olmadı. Yeniden bir sahnemiz olana kadar her sahnede oynamaya devam edeceğiz elbette.

BİR YANIMIZ HEP DİJİTAL OLACAK
En büyük hayalimi gerçekleştirdim diyebiliyor musun?
Hayır. Daha yeni başlıyorum.
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’nda hangi atölyeler bulunuyor?
Sahnemiz kapandığı için çoğu atölyemiz yerleşik hayata geçene kadar askıya alındı. Devam eden atölyemiz ‘Düş Peşime’ o da ne yazık ki pandemiden dolayı devam edemiyor. Online/naklen/canlı/çevrimiçi artık adına ne isterseniz diyebilirsiniz.
Olamayacak bir atölye. Koşulların uygun olmasını bekliyorum.
Pandemide tiyatrolar ayakta kalmaya devam ederek online yayınlanmaya başladı. Hatta gösterimi yapılan bazı oyunlar da YouTube kanallarında yayınlanıyor. Sence bu süreç daha ne kadar böyle devam eder?
Dijitale geçişimiz paldır küldür oldu. Youtube’ta videolarımız yayınlanıyor, bakanlık ya da belediyeler bazen halka açmak bazen de arşiv oluşturmak için oyunların videolarını alıyorlar. Yayın yapmaya başlayan tiyatrolar var. Bu geçiş olacaktı. Pandemi mecbur kıldı. Artık başladık. Sahnelerde oynamaya devam etsek bile bir yanımız artık bu mecralarda olacaktır.
Mart’ta normalleşme başlayacak deniliyor. Sence tiyatrolar da yeniden izleyici ağırlamaya başlar mı?
Tiyatrolar hiç kapanmadı. Kısıtlamalar seyircinin alışık olduğu oyun saatlerine uygun değildi. Hal böyle olunca sahneler açılamadı. Buna rağmen devam eden bazı tiyatrolar oldu. Hepimiz özledik. Hepimiz sıkıldık, acıktık. İnanıyorum ki dolup taşacak sahneler.

ÇOCUKLAR İÇİN YENİ BİR PROJEM VAR
Çocuklar için masallar vazgeçilmez bir unsurdur ve senin de masalları seslendirdiğini biliyoruz. Bu işin zor yanları var mı? Bize biraz anlatır mısın?
‘Bana Bir Masal Anlat’ William Shakespeare ve Anton Çehov’un oyunlarını 7+ herkese masal formunda anlatarak başladı. Şimdilerde dünya masalları, farklı oyun yazarlarının oyunları ve klasik eserlerle devam ediyor. Aslında hiçbir zorluğu yok. Hepimiz türlü türlü masallarla büyüdük. Bizlere yabancı bir form değil. Öğrenciliğimden bu yana ilk defa sahnede masal anlatıyorum. Bu heyecan verici. Alışmış olduğum sahneleme biçiminden oldukça farklı. Nesiller boyu göçebe yaşam biçimini benimsemiş insanların soylarından geldiğimizden midir yoksa masalların büyülü dünyasına olan hayranlığımızdan mıdır bilinmez, Anadolu insanı her daim anlatıcılıkla, masallarla, hikayelerle haşır neşir olmuştur. Öyle ki Anadolu toprağında yetişmiş herkes derininde usta bir anlatıcı barındırır. Herkesin en ufak bir olay bile dantel dantel örerek dillere destan hikayelere, şiirlere, destanlara dönüştüren bir dedesi, ninesi veya akrabası illa ki vardır bu ülkede. On dokuzuncu yüzyılın başlarında yazılı hale getirilinceye kadar da onlardan başka kimseden bu hikayeleri duyma fırsatımız dahi yoktu. Zaman geçtikçe unutulmaya yüz tutan bu ata yadigarı sanatımız son yıllarda az da olsa ilgi çekmeye ve yeniden içimizi kıpır kıpır etmeye başladı desek yanlış olmaz. Yavaş yavaş canlanan anlatıcılık sanatı, bizi yüzyıllar sonra bile aynı masallarla farklı dünyalara götürmeye devam ediyor. İşte tam da bu yüzden küçükler için anlatılan masalları büyükler için de anlatmaya devam ediyoruz.
Çocukları çok sevdiğini görüyorum. Bir sosyal sorumluluk projen var mı hayata geçirmek istediğin?
Tüm çocukları çok seviyorum. Öğrenciliğimden beri sayısız proje yaptım. Tiyatromun mottosu ‘önce çocuklar ve kadınlar’. Mahalle projeleri yaptım, köylerde, kasabalarda ve cezaevlerinde oyunlar oynadım. Gidebildiğimiz her yere gittik diyebilirim. Pandemiden dolayı ertelenmek zorunda kalan projem oldu ne yazık ki. Göçmen çocuklarla ilgili ulusal bir projeydi. Sağlık koşulları uygun olduğunda devam edecek. Bir proje de yeni başlıyor. Pandemi döneminde çocukların sokağa çıkışlarında kısıtlamalar vardı biliyorsunuz ama bu kısıtlamalar ders saatlerine göre ayarlanmadı ve sokağa çıkabilecekleri saatlerde çevrimiçi derslere katılmaları gerekti. Çevrimiçi dersler ne kadar verimli oldu? Herkes katılabildi mi? Sosyalleşmeleri gereken dönemi bilgisayar başında ve sürekli evde geçirmeleri onları nasıl etkiledi gibi başlıkları konuşup bunu evrensel bir dille aktaracağız. Daha fazlası sürprizi bozar. Keyifli bir proje geliyor.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
