Sorry, no posts matched your criteria.

Okan Bayülgen: Tiyatrodaki başarılarımın peşindeyim 

Üslubu, duruşu, fikirleri ve oyunculuğuyla hayatın her alanına dokunan sanat adamı Okan Bayülgen “Rollerim arasında iyi olmuş olan, kötü olan var ama ben tiyatrodaki başarılarımın peşindeyim. Sinemayı daha az seviyorum, dizi ise hiç sevmiyorum” diyor.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraflar: Onur Demirdağ 
Styling: Eylem Yıldız
Saç: Akın Ünal
Makyaj: Rufiye Kalmaz
Fotoğrafçı asistanı: Yunus Emre Tepe
Styling asistanları: İrem Sönmezer, Tuğba Kır
Saç asistanı: Volkan Bayar
Mekan: Dada Salon Kabarett

Okan Bayülgen… Sanat dünyasının en önemli bir kaç iyi–kötü adamından biri. Bilgi birikimi ile hayranlık uyandıran bir çeşit kültür elçisi. Aldığı eğitimler, ailesi, kültürü ve Galatasaraylılığı ile tam bir frankofon. Yönetmen, fotoğrafçı, seslendirme sanatçısı, televizyoncu, iş adamı ve harika bir baba. Yani hayatın her alanında. Bazen grotesk bir tiyatro sanatçısı, bazen de ders niteliğinde tavırlarıyla herkesin en çok konuştuğu adam. Yeni tiyatro projesi ‘Richard’ ile seyirci rekoruna koşan Okan Bayülgen, 2023’ü karşıladığımız ocak sayımızda Re Touch Mag’in konuğu oldu.

-Tiyatroya hizmet eden bir oyuncu olarak bu ülkenin kültür atmosferini nasıl buluyorsun?

Aslında şu anda İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ya da daha önceki kabaremin -Harem Kabare, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası- serisi oyunlarıyla gittiğimiz her yerde çok yüksek anlayışı olan, çok yüksek bir seyirci görüyorum. Bundan cesaret alarak 3. Richard uyarlaması Richard’ı hayata geçirdim. Bir puzzle gibi çözülmesi gereken, bu kadar felsefesi olan ve Shakespeare yüzyılına bu yüzyıldan bakan bir iş ortaya çıkardım, burada seyirci beni cesaretlendirdi. Tiyatro seyircisi bütün dünyada en entelektüel seyircidir ve bizim seyircimiz de beni ümitlendiriyor.

-Birçok düşünür, yazar ve entelektüelle bizi televizyonda buluşturan ilk kişisin, Hakkı Devrim gibi, aslında bizi eğiten bir adamsın, sence böyle bir misyonun var mı?

Hayır böyle bir misyon edinmedim ben. Gün geçtikçe daha çok enformatik içerikli işlerin tüketildiğini görüyorum. Ben böyle olduğum için değil ama bir sanatçı veya show business’de moderatörlük yapan mas of seremoni olan bir adam olarak seyircinin nabzını, zamanın ruhunu yakalamaya çalışan bir adamın gittikçe daha çok eğitici içerikler koyması zamanın bir gerekliliğidir. Bugün YouTube’a baktığınızda belgesel içeriklerin müzik videoları kadar çok izlendiğini görüyorsunuz, bu basit bir konu değil. Bütün dünyada böyle. ‘How to?’ videoların ne kadar çok izlendiğini görüyorsunuz, sonra hiç adamın alakası yokken ne arkeolog, ne tarihçi,ne de travel uzmanıymış ama Mısır piramitleri ile ilgili gizemli bir belgeseli milyonlarca kişinin izlediğini görüyoruz. Entertaiment edenlerin daha akıllı ve donanımlı olması gerekiyor, tüm bu entertainment edenlerin arasında ben daha donanımlıysam o zaman bunun gereğini yaparım.

-Birkaç sene önce “Televizyon bitecek yerine dijital platformlar gelecek” demiştin hala bu fikrin geçerli mi?

Aslında köşe kapmaca oynanıyor diyebiliriz. 15 seneyi aşkın bir süredir dijitalden söz ediyorum, evet. O zaman da seyirci bana diyor ki “Ee be adam bu kadar anlattın, anlattın da sen niye dijitalde bir iş yapmadın.” Çünkü ben de şunu iddia ediyorum, dijitalde yapılması gereken işlerin de bir kurum çatısı altında olması gerektiğini düşünüyorum. Bugün haberciliğe baktığınız zaman, dünyada haber sirkülasyonu içerisinde dezenformasyon olmaması için Amerikalı ya da herhangi bir dünya insanı New York Times’ın haber sitesine bakıyor, o sırada bir olay olduğunda Twitter üzerindeki kakafoniden bir şey öğrenmeye çalışmıyor, “Acaba bana bu bilgiyi veren uzman kişi midir” diye sorguluyor. Onun için New York Times’a bakıyor. Bir deprem olduğu zaman biz uzman kişileri dinleriz. “Ayy biraz önce deprem oldu çok fena sarsıldık” diyen adama mı güvenmeliyiz, yoksa Rasathane’ye mi güvenmeliyiz? Rasathane hesabına girersek doğru habere ulaşırız. “Ayyy çok fena sarsıldık” diyen adam doğru haberi vermiyor. O yüzden ben hep kurumlara güveniyorum. Dijital ya da konvansiyonal kurum çatısı altında olmak gerekir diyene güveniyorum.

ULUSAL KANALLAR DİZİ KANALINA DÖNÜŞTÜ

-Uykusuz gecelerine devam ediyor musun?

Evet evet devam ediyor ama şöyle bir şey oldu hayatımda, performans göstermem gereken işlerin sayısı artınca tiyatro, TV programı ya da başka bir şeylerde, bütün bunlar için artık daha da erken kalkan bir adam haline geldim. Dolayısıyla uzun uykularım yok ama kısa uykularımı 24 saate bölüştürdüm.

-Televizyon programlarının da ilklerini yapan bir adam olarak şimdi biraz daha sakinleştiğini söyleyebilir miyiz?

Bunun nedeni, ulusal kanalların, büyük akış kanallarının artık dizi kanallarına dönüşmesi. Kişiliklerini yitirmeleri, bütün kanalların birbirine benzemesi ve bir, aynı olması ve kanalların yüzlerinin olmaması. Bundan uzun yıllar önce bir Altın Kelebek’i alırken demiştim ki “Yüzleriniz olmazsa babayı alırsınız”, aynen babayı aldılar ve bugün hepsi dizicilikle para kazanmaya çalışıyorlar ve uçurumdan yuvarlandılar da daha yeri öpmediler, bu yüzden ben de haber kanallarındayım.

Röportajın devamını okumak için tıklayın…