Mehmet Özgür: Biz oyuncular bu yüzyılın aktarıcılarıyız
İki sezondur tarihin en önemli karakterlerinden biri olan Nizamülmülk’e hayat veren Mehmet Özgür, hayatını tiyatroya adamış bir isim. Başarılı aktör “Bizi izlemek için hayatından 1.5 saat ayıran on binlerce insan var. Her yüzyılın değişen aktarıcıları var. Bu yüzyılın da aktarıcıları bizleriz. O yüzden bu işi üstünkörü yapamayız, öyle bir lüksümüz yok” diyor.

Röportaj: Vildan Uygunoğlu
Fotoğraflar: Emre Karataşoğlu
Styling: Eylem Yıldız
Video: Yuşa Ebrar Dursunoğlu
Saç ve Makyaj: Osman Nuri Buruk
Fotoğrafçı asistanı: Uğur Çiftdoğan
Styling asistanı: İrem Sönmezer
Mekan: Adria Riva Camping
Suskunlar’ın Takoz İrfan’ı, Masum’un Selahattin’i, Ölümlü Dünya’nın İlhami Abi’si ve daha sayamadığımız onlarca rol… Girdiği her rolün altından başarıyla kalkan Mehmet Özgür, sert mizacının altında çiçek gibi bir karakter barındırıyor. Mesleğine ve izleyicisine duyduğu saygısı, detaycılığı, disiplini ve güler yüzüyle kalbimizi fetheden cinsten. Mehmet Özgür ile sayfalara sığdıramadığımız samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

İki yıldır tarihi bir yapımda rol alıyorsunuz, bu tip yapımlarda rol almak nasıl bir duygu? Zor yanları neler?
Aslında tarihi bir iş çekmek zor bir süreç. Formunuza çok dikkat etmeniz gerekiyor, riskleri çok fazla, sürekli savaş sahneleri var ve at üzerindesiniz ama bu arada İşi de yetiştirmek zorundasınız ama ben aksiyonu normal hayatımda da sevdiğim için bu süreçten keyif alıyorum. Nizamülmülk de iki yıldır keyif alarak canlandırdığım bir karakter. İki sezondur acısıyla tatlısıyla çalışıyoruz. Arkadaşlık ortamımız çok güzel ve böyle olunca aslında bu iş bizim için bir eğlenceye ve keyfe dönüşüyor.
Nizamülmülk karakteri iki yıldır size emanet, karaktere nasıl hazırlandınız/hazırlanıyorsunuz?
Nizamülmülk, zaten çok önceden bildiğim ve canlandırmayı çok arzu ettiğim karakterlerden birisiydi. O dönem yani 1000 ile 1100 arası her zaman ilgimi çekmiştir. Ben bütün rollerime hazırlık aşamasında ciddi bir yoğunlaşma dönemi yaşıyorum. Bu aşamayı kendimce uyguladığım, oyunculuğumun ilk yıllarında keşfettiğim ve sadece bana faydası olabileceğini düşündüğüm naçizane bir oyunculuk metodunu uygulayarak geçiriyorum. Rol geldikten sonra -ki Nizamülmülk’te de böyle oldu, yaklaşık 2-2.5 ay ciddi bir yoğunlaşma ve okuma süreci oluyor. Nizamülmülk’e ait bugüne kadar ne kadar yazılı, görsel bilgi varsa, üzerine yazılmış tezler dahil, hepsini aşağı yukarı okudum. Mesela Siyasetname’yi 5 kere okudum ve hala fırsat buldukça okurum. Hiç beklemediğiniz bir metinde, mesela yabancı kaynaklardan edindiğim bir tezi tercüme ettirip onu okuduğumda, daha önce rastlamadığım küçük detaylara rastladım. Gerçek bir karakteri seyircinizle buluşturmak istiyorsanız ‘o’ olmak zorundasınız.

YAPTIĞIMIZ İŞLER KAYBOLAN ŞEYLER DEĞİL
Hikayenize dair anlattıklarınız ve yapımlarınızı izlediğim kadarıyla canlandırdığınız her rolün hakkını sonuna kadar teslim ediyorsunuz…
Bunu yapmak zorundayız çünkü bizi izlemek için hayatından 1.5 saat ayıran on binlerce insan var. Her yüzyılın değişen aktarıcıları var. Bir dönem vakanüvisler vardı. Olayları yazılı olmayan şekilde anlatarak aktarırlardı, sözcüklerle. Bu yüzyılın da aktarıcıları bizleriz aslında. O yüzden ben oyunculuk mesleği dışında da yaptığımız işi bu anlamda çok önemsiyorum. Çünkü yaptığımız işler kaybolan şeyler değil. Belki biz bu dünyadan göçtükten 200 yıl sonra da birileri bunları bir şekilde kaynak olarak kullanacaklardır. O yüzden bu işi üstünkörü yapamayız, öyle bir lüksümüz yok.

Nizamülmülk’ü canlandırırken çok zorlandığınız anlar oldu mu?
Belimdeki fıtık rahatsızlığımdan dolayı yerimden kalkamadığım anlarım çok oldu. O anlarda ata binmek, savaşmak zorundaydım. Büyük acılar çekerek serumlarla, iğnelerle atın üstüne çıkıp dört nala hatta kucağımda çocukla koştuğum sahneler vardı. Oralarda çok zorlandım çünkü artık kendi canınızdan da öte kucağınızda 10 yaşında bir çocuk var ve onu düşünmek zorundasınız. Bir taraftan da atın üzerinde kalmak zorundasınız. Atlar da tabii ki bir yere kadar eğitimliler ancak etrafta uyaran çok fazla olduğu için her an her şeyi yapabilme riski de var. Düşen arkadaşlarım, kaburgasını kıran arkadaşlarım da oldu. Zorluk aşaması sadece o bel ağrısı olduğu dönemlerde vardı, onun dışında başkaca zorlandığım bir sahne olmadı en azından şimdilik.
