Sorry, no posts matched your criteria.

‘İşi güzel sanatlar olan herkes önce dünyanın güzel olması için çalışmalı’

Oyunculuğu, müthiş ses tonu, aktivistliği, hayranlıkla peşinden sürüklenebileceğiniz protestliğiyle sanat dünyasında çok özel bir yerde olan Nejat İşler, iz bırakan sanatçı olmanın şartını şöyle dile getiriyor: Güzel sanatlar işine giren herkes, öncelikle dünyanın güzel bir yer olması için çalışmalı. Son nefesine kadar.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraflar: Jiyan Kızılboğa
Styling: Eylem Yıldız
Saç: Mertcan Pekgüzel
Makyaj: Rufiye Kalmaz
Video: Yuşa Ebrar Dursunoğlu
Fotoğrafçı asistanları: Mustafa Berber, Emre Taştekin
Styling asistanı: İrem Sönmezer
Mekan: Cengiz Yatağan Atölye

Sanat dünyasının en sıra dışı adamı. Aktivist bir oyuncu, iflah olmaz bir sanatsever. Literatürlerin üzerinde tam bir metot oyuncusu. Hayat verdiği karakterleri -mış gibinin üzerinde gerçekten yaşatan bir aktör. Hem karakter, hem jön, hem de metot oyuncusu olmak ancak böyle anarşist bir tavıra yakışır, bu gömleği belki de bu dünyada üzerine en doğru ve en güzel giyen nadir aktörlerden. Düşünen, üreten, öğreten, baş kaldıran bir entelektüel Nejat İşler ile okurken satırlar arasında müthiş ses tonunu da duyabileceğiniz keyifte bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle yakında vizyona girecek olan ‘Tamirhane’ filmi ile başlamak istiyorum. Hepimiz heyecanla bekliyoruz… Biraz filmden bahseder misiniz?

Günümüz dünyasında, iyiliğin enayilik, kötülüğün uyanıklık olma halini anlatıyor diyebilirim. Tabi bunun için neşeli bir dil kullandık.

Proje size geldiğinde neydi cezbeden, kabul etmenizi sağlayan?

Uzun zamandır çok sıkıcı bir süreç içinde debelenip duruyoruz. Sanki bundan hoşlanıyormuşuz gibi, bizim işleri üretenler, daha da bunaltıcı yapımlar getiriyorlar önümüze. Kimseyi bilmem ama ben daraldım. Böyle neşeli bir proje gelince de fazla düşünmedim.

Filmin kadrosu da çok iyi. Nasıl geçti çekimler? Kadroya bakınca “Çok keyiflidir” demekten insan kendini alamıyor. Gülmekten uzun aralar vermek zorunda kaldığınız anlar oldu mu?   

Olmaz mı! Ben sette eğlenmeye bayılırım. Negatif ‘bir an’ yaşasanız bile, bunun işe yansıdığını düşünürüm. Bu projede makaraları biraz saldık aslında. Hiç sevmememe rağmen, ufaktan ‘abilik’ yapmak zorunda kaldığım zamanlar oldu. Sonuçta iş yetiştiriyoruz. Bu ‘abilik’ meselesi bile malzeme oldu bizimkilere. Her unsurunun ‘fırlama’ olduğu bir ekipten bahsediyorum. Çok eğlendik, çok.

HİKAYE ANLATMAYA BAYILIYORUM

Sizi daha çok dram projelerinde görmemize rağmen, komedi filmlerinde rol aldığınızda da asla sırıtmıyorsunuz. Peki siz en çok hangisinden keyif alıyorsunuz?

Hızlıca anlaşabildiğim ekiplerle çalışmak her zaman keyifli. Tür hiç önemli değil. Telefon rehberi, sözlük bile olur.

Bazen kamera arkasına geçmeyi düşünüyor musunuz? Yönetmenlik gibi mesela…

Bunu çok önce düşündürttüler bana. Meraklı bir tip olduğum ve işin temiz çıkmasına gayret edip setteki her birimle fikirlerimi paylaştığım için, mesleğe başladığım ilk yıllardan beri bu bana söylendi. Hikaye anlatmaya da bayılıyorum. Herhalde zamanı geldi.

Oyunculuğu nasıl değerlendiriyorsunuz? Meslek mi yoksa yaşam biçimi mi sizce?

İşini hakkıyla yapmak isteyen herkes için meslek yaşam biçimi haline gelir.

Bugüne kadar hayat verdiğiniz karakterlerden sizde en çok iz bırakan hangisiydi?

Bende pek öyle bir şey olmuyor da bazı işlerimin fazlasıyla iz bıraktığı insanlar var. Onlarla karşılaşınca biraz garip hissediyorum.

YAZIP YÖNETECEĞİM BİR İŞE HAZIRLANIYORUM

Kendi yazdığınız, yönettiğiniz ve oynadığınız bir proje ile görebilecek miyiz sizi?

Yazıp yöneteceğim bir işe hazırlanıyorum şu anda. Aynı zamanda oynamak konusunda emin değilim.

Röportajın devamını okumak için tıklayın…