Hayata aşkla bakmak insana yaşadığını hissettiriyor
Su gibi güzelliği ve buğulu bakan efsunlu gözleriyle, yeteneğinin doruklarında dolaşan oyuncu Damla Sönmez “Aşk senin yaratımını sağlayan ateş. Ailen, mesleğin, yaratımını nerede kullanıyorsan orası. Hayata aşkla bakmak yaşıyor hissettiriyor insana” diyor.
Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Orçun Mutlu
Genç yaşına birçok ödül sığdırması onun kabiliyetinin doğal bir yansıması, çünkü oyunculuk onun için bir yaşam biçimi, var olma nedeni. Profesyonelliği, eğitimi, işine ve sanata saygısı ile star yıldız kavramını gerçekten hak eden ve bunu hazmederek taşıyabilen bir aktris. Son yılların en çok beğenilen ve izlenen fenomen dizisi Çukur’da gösterdiği müthiş performansıyla karşımızda olan güzel oyuncu, bizi efsunlayarak ekranlara kilitliyor. Bazen şuh bir kadın, bazen bir çocuk, bazen deli bir kız, bazen de bambaşka bir karakterle karşımıza çıkarak, her rolü başarıyla oynamanın verdiği dayanılmaz hazzı kendi yaşarken, bize de yaşatıyor. Bir kadına oyunculuk bu kadar mı yakışır? Kendisi minik, çıtı pıtı bir kadın ama verdiği enerji, kabiliyeti ve üstün yeteneğiyle çok büyük bir oyuncu Tilya Damla Sönmez.
Çukur dizisi sona doğru yaklaşırken bu kadar büyük bir prodüksiyonda yer almak ve bitiyor olması sana neler hissettiriyor?
3. sezonda katılmadan önce de ilgiyle takip ettiğim bir diziydi. Neredeyse tüm oyuncu arkadaşlarımla zaten daha önceden ya okuldan arkadaşız, ya daha önce aynı sahneyi paylaştık ya da kamera önünde birlikte oynadık. Onlarla tekrar buluşmak muazzam. Şimdi dizi biterken yine okul arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz gibi olacak. Senaristlerimiz Gökhan Horzum ve Damla Serim çok iyi iş çıkarıyorlar. Kalemlerini çok seviyorum. Tüm departmanlarımız gerçekten severek ve hayal kurarak çalışıyorlar. Her anlamda beni çok mutlu eden bir iş oldu.

EFSUN NE İSTEDİĞİNİ BİLEN BİR KADIN
Güçlü bir kadın Efsun, gelgitleri de fazla. Sen de gerçek hayatta böyle misin?
Gelgitleri fazla değil aslında. 🙂 Zaten o yüzden güçlü. Ne istediğini biliyor, çözüm odaklı ama yardım istemek konusunda sıkıntıları var. Efsun iki yönü olan bir kadın, bir tarafıyla etrafını iyileştirebilen, şifalandırabilen, bir yandan da damarına basıldığında aşırı manipülatif olabilen. Aşkı da biliyor, karanlığı da. Yaratmayı da, yıkmayı da. Ama ne olursa olsun sevgiyi biliyor, tanıyor. Sahip olmadan, karşısındaki üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmadan, onu görebilen, gerçekten sevebilen bir kadın. Bu tarafıyla bana çok şey öğretti Efsun’u deneyimlemek. Hepimizin dışarıya gösterdiğimiz ya da sakladığımız birçok yönü var. Bilmiyorum, insanın ben şöyleyimdir demesi bana hep bir garip geliyor. Bugün böyleyimdir yarın değişebilirim. Ne kadar güçlü olduğumuzu hayatta karşılaştığımız durumlarla fark ediyoruz anlıyoruz. Mesele zaten ben nasılım o nasıl diye sormak değil. Karşılaştırmak anlamsız. Esas ben reddetmeden yargılamadan Efsun’un yaşadıklarına bakmaya cesaret edebiliyor muyum? Gerçek soru bu. O zaman gerçekten görmüyorsun, kaçırıyorsun. Sana sorsaydım sen ne cevap verirdin bana sen söyle? Henüz yaşamadan, nasıl hissettirdiğini bilmeden söyleyebilir misin Efsun’un yaşadıklarını yaşayabilecek güçte misin Muko?
Dizide çekerken en zorlandığın sahnelerden biri hangisi oldu?
Üç yıl zaman atlaması olan bölümde aynı haftada hem oryantal yapmam, hem daha önce çok da aşina olmadığım bir arabesk parçayı seslendirmek için stüdyoya girmek durumundaydım. Bir yandan da karakterin o üç yıl içinde başından geçenler sebebiyle yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişikliklerini bulup çıkarmaya çalıştım. Hepsi için bir haftadan az süremiz vardı. Zorladı o hafta biraz. Ama iyi anlamda. Sınırlarımı ne kadar esnetebildiğimi deneyimlemek bana hep çok zevk veriyor.
Dizide şarkılar söyledin, dans ettin ve oldukça yeteneklisin, enstrümanlar çalıyorsun, sesin de çok güzel. Var mı müzikle ilgili bir projen?
Çok teşekkür ederim. Şimdilik yok. Dans zaten beden için çok önemli, sağlık için de bedenimi hareketli tutmaya özen gösteriyorum ve dans bunun en eğlenceli yollarından biri. Müzik benim için biraz daha hobi gibi. Yıllardır sadece arkadaşlarıma ve kendime çalıp söyledim. Çok da taze. Şimdilik başka bir proje yok. Bakalım hayat ne gösterecek.

HİKAYE ANLATMAYA DEVAM EDECEĞİM
Çok ciddi bir tiyatro ve sanat eğitimine sahipsin, nasıl eğitimler aldın, eğitim şart mı?
Benim eğitime yönlenmem hep meraktan. Sevdiğin bir mesleğin olduğunda, meslekle ilgili yeni şeyler öğrenmek angarya değil de eğlenceye dönüşüyor. Eğitim tabi ki hayatın her alanında olduğu gibi şart ama illa şu eğitim şart diye bir şey yok. Konservatuar mezunu olmayan muazzam oyuncular var. Yurt dışında yurt içinde katıldığım birçok atölye bana başka başka yöntemler öğretti. Karakterle, hikayeyle karşılaştığımda en doğru ve katmanlı şekilde etlendirip kemiklendirebilmek için var olan yollarımı çeşitlendirebilmek için önemli eğitim.
Bir oyuncu olarak birçok ödüle de sahipsin, ödül almak sana ne hissettirdi, en anlamlı ödülün sence hangisiydi?
Hepsi birbirinden farklı. Ödül çok keyifli bir şey, çok mutlu eden bir şey, bazen yıllarca izlediğiniz belki hayran olduğunuz bir jüri, bazen de seyirciniz size “Yaptığın şeyi çok sevdik, duygunla duygulandık” diyor. Ama bir yandan da o kadar çok değişken var ki, o sene o festivale hangi filmler katıldı, genel toplumsal yönelim ne yöndeydi gibi bir çok bilinmeyenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir durum. Ödül aldın diye bundan sonra hep her şeyi en iyi oynayacaksın diye bir durum da yok. Bir projeyi ödül motivasyonuyla da yapamazsınız zaten, o sizin yaratıma vereceğiniz enerjiden yer. O yüzden mutlu oluyoruz, kutluyoruz ve oyuna geri dönüyoruz.
Yurt dışında yapmayı planladığın neler var?
Hikaye anlatmaya devam etmek. Sinemanın farklı coğrafyaları aynı duyguda birleştirmesi çok büyülü bir şey. Benim işim insanla ilgili, hikayelerle ilgili. Ne kadar çeşitli, derin hikayeyi ne kadar farklı farklı göz ve kulakla buluşturursak o kadar iyi.
Dijital platformlar televizyonu öldürecek mi sence?
Geçenlerde medya mezunu bir arkadaşımla sohbet ederken şöyle bir şey söyledi; 2010’larda tam sosyal medya yeni yeni ayaklanmaya başlamışken derste konu oluyor, “Sizce sosyal medya, medyayı nasıl etkileyecek? Bir süre sonra sadece sosyal medyadan mı bahsetmeye mi başlayacağız?” Şimdi görüyoruz ne oldu… Medya ve sosyal medya birbiriyle bağlantılı ama bir o kadar da farklı kulvarlara dönüştü. Televizyona da aynı şey oluyor sanki. Tabi ki etkilenecektir birbirinden hatta Türk televizyon dizileri keşke süre vs olarak daha çok etkilense dijital platform işlerinden. Ama farklı işler görüyoruz iki tarafta da. Bir de seçebilmek meselesi var. Dijital platformlarda istediğimiz işi istediğimiz saatte izleyebiliyoruz. Takip etmek çok daha kolay.

AŞKIN ATEŞİ ÜRETEBİLMENİ SAĞLIYOR
Aşk senin için ne anlama geliyor? Aşksız yaşanır mı?
Aşk senin yaratımını sağlayan ateş. Ailen, mesleğin, yaratımını nerede kullanıyorsan orası. Hayata aşkla bakmak yaşıyor hissettiriyor insana. Tam olarak olduğun yerde durabilmek, anda var olabilmek aşk. Başka bir yerde olmak istememek. Tam hissetmek. Kendinde tam, varoluşla tam… Hareketini her hücrende hissettiğin bir ateşin içinde huzurla var olabilmek.
Çok beğendiğin aktris ve aktör kim?
Birçok farklı aktris ve aktörün, birçok farklı işte beğendiğim işleri var. Bu ‘en en’ soruları hayatta cevap verebildiğim sorular değil.
Sende iz bırakan bir kitap, bir film nedir?
Oruç Aruoba kitapları, Madeline Miller Kirke. Şimdilerde Olga Tokarczuk’un Kadim Zamanlar ve Diğer Vakitler isimli bir kitabını okuyorum. Çok yakında Storytel de de olacak. Camus’nün tüm eserleri çok derinden etkiliyor beni. Başta ‘Bozkırkurdu’ olmak üzere Hesse de öyle… Film olarak da Vivre Sa Vie, Kar ve Kaplan, The Dreamers şimdilik aklıma gelenler. Yine dediğim gibi bu ‘en en’ sorularında iyi değilim.
Modayı takip eder misin?
Modayı takip etmemek elde değil zaten. Beğenilerimiz etrafımızda gördüğümüz şeylerle şekilleniyor. Ama hadi bakalım bu sezon ne giyiyoruz diye dergi karıştırmıyorum. İçinde rahat hissettiğim şey mutlu ediyor, mutlu değilsen güzel görünmenin mümkünatı yok zaten bence.
Kendinde hiç sevmediğin bir yönün var mı?
Sabırsızlığım. Ama üzerinde çalışıyorum. Yaş aldıkça iyiye gidiyor çalışmalar.

SAÇIMIN GÜNEŞLE KURUDUĞU DOĞAYLA İÇ İÇE YERLERİ SEVİYORUM
Yemek yapar mısın, mutfağa girer misin ya da en sevdiğin yemek nedir?
Seviyorum yemek yapmayı. Farklı farklı et tariflerim var. Çok iyi humus yaparım. Son yıllarda tercih ettiğim yemekler hafifledi, tariflerim de hafifledi. Bazen hafta başından farklı farklı salata, humus, karabuğday vs pişirip bütün hafta bowl şeklinde tüketiyorum. Hem pratik hem de çok sağlıklı oluyor.
Tatil rotalarını nasıl oluşturuyorsun?
Sessiz, sakin, doğayla en çok iç içe olabildiğim yerler benim için en ideal tatil yerleri. Saçımın güneşle kuruduğu, tercihen daha çok çıplak ayak gezebildiğim yerler… Dinlenme tatili seviyorum.
Hayatla ilgili aklına gelen ilk 3 kelime nedir?
Akış, neşe, coşku.
İlk aldığın ödül ve onunla ilgili hislerin neler?
22 yaşımdaydım hala üniversitede öğrenciydim. İnan Temelkuran Bornova Bornova ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yarışma bölümüne kabul edildiğimizi söylediğinde ilk önce aklımdan hiç yarışma kısmı geçmedi. 22 yaşında bir film festivali göreceğim için çok heyecanlanmıştım. Ki heyecanlandığım kadar da oldu. Çok film izledik festivalde, filmlerin çıkışı üniversite kantinindeki ders çıkışlarına benziyordu. Sinema insanları ile birlikte bir az önce izlediğimiz filmler üzerine konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak hayallerimden bile güzeldi. Filmin gösteriminden sonra sinema eleştirmenleri benimle ilgili güçlü kadın oyuncu adaylarından yazmaya başladıklarında bambaşka bir heyecan yaşadım. Ödül töreninde adım okunduğu andan itibaren sahneye çıktığım ana kadar olan zamanı hatırlamıyorum mesela, ne dedim ben sahnede diye sonradan izledim. Çok mutluluk verici, çok keyifliydi. Aynı haftanın devamı üniversitede vize haftamdı. Döndüm ve sınavlarıma girdim.

YAKINLARIM BANA ‘DAMDAM’ DER
Farklı karakterlere hayat vermek sence nasıl bir çalışma gerektiriyor, mesela 25. Uluslararası Adana Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu Ödülü aldığın Sibel karakteri için neler yaptın?
Her film kendi çalışma metoduyla geliyor aslında. Bazen replikleri yaş gruplarına ayırıyorum, bazen karakterin hallerine renkler ya da bir koku atfediyorum. Sibel sadece ıslık diliyle anlaşan bir karakter. Sibel’in sessizliği benim için çok oyuncaklıydı. Bir senaryoyu okurken genellikle ilk olarak karakter sesini duyuyorum ben. Sibel benim için enteresandı. Sesini kullanamıyorsam, nefesle ne kadar aktarabilirim bu karakteri diye düşündüm. Hangi anda o nefesi tutuyor, hangi anda nefes vücudunun neresinde sıkışıyor. Fiziksel olarak da tüm ekibi zorlayan bir projeydi. Her gün 2500 metre yüksekliğe çıkıyorduk. Dövüş ve av sahneleri için özel hocalarla çalıştık. Hayatımda hiçbir dönem olmadığı kadar beslenmeme, uykuma ve egzersizlerime dikkat ettiğim bir dönemdi.
Oyuncu olmaya nasıl karar vermiştin, ilk kıvılcım neydi?
O kıvılcımı hatırlamıyorum ama ailemin bahsettiği hikayeler var. Annem “Seni 5-6 yaşında çocuk oyunlarına götürmeye başladık, o zamandan beri tiyatrodan başka bir şey söylemiyorsun” diyor. “Senin göbek bağını çocuk oyun parkına attık, o yüzden oyuncu olmak istiyordun” şakaları var ailede…
Arkadaşların sana ne derler, var mı taktıkları bir lakap?
Evet, çok yakınlarım ‘Dam’ veya ‘DamDam’ diyor. Tilya var bir de ilk adım. Ailede bazı zamanlarda kullanılır.
