Sorry, no posts matched your criteria.

Gonca Vuslateri: Hayatım komik öğelerin de olduğu bir drama

Hikayesini kendi yazdığı ve doğduğu yerden esintiler taşıyan yeni filminin heyecanını yaşayan Gonca Vuslateri “Eminim herkes için ailesi bir filmdir” diyor ve ekliyor: Hayatımı tanımlamak gerekirse içinde komik öğelerin de olduğu başlı başına bir drama. Trajedi değil ama… Trajedi görmüyorum.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraflar: Ali Kalyoncu
Styling: Ces’t la Vie
Saç: Mertcan Pekgüzel
Makyaj: Akın Sert 
Video: Yuşa Ebrar Dursunoğlu

Deli dolu, çılgın, yaratıcı, farklı, sözünü esirgemeyen ve fakat sözünün arkasında duran inanılmaz bir kadın. Oyunculuğun zirvelerinde dolaşan, aklı ve kalbinin sesiyle  kendine hareket alanları yaratan çok akıllı bir üst beyin. Güzel, alımlı ve minyon. O kendi dünyasının starı, sonra da bizim starımız. Dünyayla, sanatla, çevreyle, hayvanla, kadınla, eşyayla ve de herkesle, her şeyle zoru olan, düşünen, düşündüren, anlatan, konuşan, sözünü esirgemeyen aktivist bir kadın aktris Gonca Vuslateri. Senaryosunu yazdığı ve başrolünde oynadığı ‘Cenazemize Hoşgeldiniz’ filmi şubat ayında vizyona girecek Gonca Vuslateri, ocak kadın kapağımızın konuğu olarak karşınızda.

-‘Cenazemize Hoşgeldiniz’ filminin öyküsü sana ait, Doğacan Güneş Perkün’le birlikte yazdın, orada çok enterasan bir karakterin var. Bu aileden biri miydi, nereden ya da neden esinlenerek böyle bir karakter yarattın?

Aslında bu benim memleketim Hendek’te geçen bir hikaye. Ben çok renkli bir ailede büyüdüm. Sevinci de derdi de çok büyüktü. Eminim herkes için ailesi bir filmdir.  İstanbul’da aile büyükleri o tarafta olan insanlarla konuşunca ortaya ortak çok hikaye çıkıyor. Doğu gibi ya da Karadeniz bölgesi gibi Adapazarı, Hendek, Düzce, Bolu, İzmit gibi çocukluğu orada geçmiş insanlar bilir ki renkli yerlerdir.

-Yöresel diyorsun yani?

Hendek’e çok yöre de diyemiyorsun neticede. Karadeniz yolu üstünde sağlı sollu dizilmiş olan eski Abhaz köyleri vardır. Ayrıca Sakarya Harekatı zamanında, bildiğim kadarıyla farklı kültürlerden insanların izine daha çok rastlanırmış. Zaten Hendek de adı üstüne çukur bir yer ve çok fazla göçmen misafir etmiş. Böyle bir çeşitlilikten koskoca bir tarih yazılmış, sinema filmi nasıl çıkmasın? Farklı kültürler, karakterler çıkıyor elbet. Hiciviyle ünlüdür bizim oralar. Aziz Nesin öyküleri gibi absürt türünde yüzlerce hikaye çıkabilir karşınıza.

-Nasıl karar verdin peki? “Ben böyle yazmalıyım” fikri nereden çıktı?

Aslında her şey Fatih Aksoy ile uzun uzun dertleştiğim zaman ortaya çıktı. Bizim kendisiyle sık buluşmalarımız olur. Ya hayatı konuşuruz, çokça proje ve karakterler üzerine konuşuruz. Hem yapımcım hem dostumdur kendisi. Benim hayat hikayemi bilir. Bir gün yine bir dertleşme esnasında bir iki hikaye akınca masada. “Gonca yazıyorsun” dedi. Başladık. Ben asker çocuğu zaten. “Görev ver, oldu bil” sloganıyla yaşıyorum.

KOMEDİYİ ÇOK SEVİYORUM

-Sana bir komedi yazarı diyebilir miyiz bu filmle birlikte? Bir Gupse var, Gülse var, bir de Gonca var diyeceğiz gibi geliyor bana…

Belki ileride İrem Sak da olabilir mesela. O da benim çok hayran olduğum biri. Evet komediyi çok seviyorum. Türkiye’de Ferhan Şensoy, Aziz Nesin, Ata Demirer, Levent Kırca, Müjdat Gezen, Gülse Birsel benim hayran olduğum yazarlar arasında başta gelir… Üretimlerini takip etmek bana daima katkı sağlar. Enerji verir. Yaşamda özenilecek kıymetli zekalar zaten. Çok güzel isimler, hikayeler geliyor. Hepsine yetişemiyorum. Şimdilerde deli gibi KALT izliyorum mesela. Çıldırarak gülüyorum yarattıkları dünyaya. Daha birçok yeni isim var. Hele ki son yıllarda stand up meselesinde patlama yaşandı bundan çok memnunum. Oradan acayip insanlar çıkacak ve sanırım sonunda kendi çağımızı ve komedimizi yaşayacağız.

-Ben Ferhan Ağabeyin yanında çok çalıştım biliyorum. O kadar çok şey öğrendim ki ondan, sen de çalıştın mı?

Ben hiç çalışmadım ama kitaplarını defalarca okudum. Zaman zaman Ferhan ile Derya’ya isyan ediyorum nasıl bir araya gelemedik diye. Bu kadar komşuluğumuz, samimi ahbaplığımız var… Ama bize çok iyi bir miras bıraktı, Ses 1885-Ortaoyuncular Tiyatrosu. Orada bir şeyler yapmak, Türkiye’de benim en büyük hayalim, hedefim dediğim şeylerden biri biliyor musun? Sıcak Kafa’nın galasında Ferhan’a sarılıp bunu söylediğimde “Gonca senin evin orası ne zaman istersen” dedi. Bir yerinden oyuncunun “Yuvam” dediği yerdir tiyatro. Çokça avuntudur benim için.. Orada çalışmak isterim açıkçası. İnsanların Beyoğlu’na gelip orada bir film, oyun seyretmesi, oyun üstüne konuşmak, fuayede şarkılar söylemek falan; o duyguların öldürülemeyeceği bir yer. Bu arada Ferhan Şensoy’un vefat etmeden kısa süre önce soru cevaplar yaptığı şahane podcast dinlenmeli. Müthiş…

-Peki oynadığın karakter Misliye oldukça değişik bir kadın galiba…

Özellikle Anadolu’da çok fazla bilirsiniz hani 70’li yıllar, Avrupa’nın hatta Japonya’nın çok fazla göç aldığı yıllar. O yıllarda gidip işte zaman zaman memleketini ziyaret etmek, Türkiye’nin hiç görmediği küçük, bunlar tabi komik şeyler, küçük elektronik eşyalarla aile büyüklerini sevindirmek gibi bazı özellikler vardı. Almanya’dan masaj aleti, radyo, ses kayıt cihazı gibi gibi şeyler. Şimdi biz de Hendekli olarak bundan nemalanmamış olamayız. Benim büyük babaannem Atike Hanım, dedem, annem ve büyük halam her zaman uğurum olmuştur bu konuda. Çok iyi hikaye anlatıcılarıdır. Güven Hokna’nın oynadığı karakter diğer büyük halamın bir hikayesi. Onu alıp biraz evirip çevirdik işte. Yaşamın bazı anlarını sahneye hazırlayınca senden uzayıveriyor o konular artık.

Röportajın devamını okumak için tıklayın…