Sorry, no posts matched your criteria.

‘Şu an olduğum kişiden memnunum ‘

Son yılların en dikkat çeken ve oyunculuk başarısıyla ekranlarda devleşen minyon yıldızlardan Merve Dizdar, değiştirmek istediği çok huyu olsa da şu anki halinden memnun olduğunu söylüyor ve ekliyor: Daha iyisi hep vardır tabi ama ben böyle iyiyim. Kötü huylarımı değiştirmeye, en azından törpülemeye çalışıyorum. Değişim iyidir.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraflar: Lara Sayılgan
Styling: Ces’t La Vie
Saç: Mutlu Ahmet Sinan
Makyaj: Hidayet Korkmaz
Video: Yuşa Ebrar Dursunoğlu
Fotoğrafçı asistanı: Salih Yılmaz
Styling asistanı: Zeynep Baba
Mekan: Daylight Studio

Yeni dönemin en başarılı ve en sevilen oyuncularının başında geliyor Merve Dizdar. İnsanlara gülmeyi tekrar hatırlatan müthiş yetenekli bir oyuncu. Samimi ve sıcak, neşeli ve eğlenceli, içten ve doğal, çok alımlı bir genç kadın. Yeteneğiyle farkını ortaya koyan bir karakter. ‘Kar ve Ayı’ filmindeki performansıyla bu yıl 59’uncusu düzenlenen Altın Portakal Film Festivali’nde ‘en iyi kadın oyuncu’ seçilen Merve Dizdar ile kasım ayına özel etkileyici bir çekim ve keyifle okunacak bir söyleşi gerçekleştirdik…

Merve, öncelikle ödülünü tebrik ederiz. Altın Portakal’dan ayağının tozuyla çekime geldin. Önce ödül almak nasıl bir duygu ondan bahsedelim, bu senin ilk ödülün değil bildiğimiz kadarıyla?

Çok teşekkür ederim. Şahane bir festivalden geldim, çok keyfim yerinde. Toronto, Hamburg ve son olarak da Antalya Altın Portakal Film Festivali… En büyük ödül bu oluyor bence. Benim ilk ödülüm değil ama her ödül aldığımda hep ilk ödülüm gibi heyecanlanıyorum; güzel bir his elbette. Yaptığınız işin görülmüş olması, takdir ediliyor olması çok kıymetli. Sinema salonunda, tiyatro salonunda seyirciyle beraber olmak inanılmaz mutluluk verici. Sonrasında konuşmak, beğeniler ya da eleştirileri almak da çok keyifli. Ödül gecelerini eğlenceli bir aktivite olarak düşünmeliyiz bence. Ödül almak için oynamak diye bir şey yok çünkü. Oynadın ve ödül aldın, yapılması gereken tek şey tadını çıkarmak. Oynadın ve ödül alamadın yine yapılması gereken tek şey tadını çıkarmak. Çünkü ödül sadece bir heykel, altını doldurmak sana kalmış…

Son dönemde gerçekten yeteneğinle göz dolduruyorsun… Bunun farkındasın değil mi? Nasıl bir his işinle bu kadar iyi anılmak? Sence bu sadece yetenekli oluşunla mı ilgili… Yeteneğinin üstüne kat be kat koymayı nasıl başarıyorsun?

Teşekkür ederim güzel sözleriniz için öncelikle. İşin aslı, bunun farkında olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Yani şöyle ki; “Ne iyi oynadım, aferin bana” demeyi çok isterdim. Lakin ben bunu diyebilen biri değilim. Her zaman daha iyisi vardır bilgisiyle asla tatmin olamıyorum. Fakat alıştım buna. Çok yıpratıcı bir şey biliyorum ama bu da benim sınavım. Sonrasında kendime iyi davranıyorum merak etmeyin. “N’apalım yani elimden gelen bu” demeyi biliyorum, fakat en sona kalıyor bu replik. Ondan önce çok çalışmak, çok yorulmak geliyor tabii ki. O yüzden yeteneğin farkında olarak devam edemiyorum hayata. Çalışkanlığımla devam edebiliyorum. Daha fazla ne olabilir diye düşünerek devam ediyorum. Bir rolü iyi de oynayamayabilirim. Ama elimden geleni yaptığımı bilmem lazım. Kendimin buna inanması lazım. Gerisinin bir önemi yok. Ama zaten gerçek anlamda çalışılırsa, herhangi bir iş alanında, kötü olma ihtimali çok düşük. İyi olmaz belki ama “Ne kötü bu iş” de demezler bence. Ben dünyanın en şanslı insanlarından biriyim. En sevdiğim mesleği yapıyorum. Tabi ki kendimi geliştirmek, iyiye götürmek için çok çalışacağım. Kendime ihanet olur öbür türlüsü.

EN BÜYÜK ÖDÜL FİLMİN SEYİRCİYE ULAŞMASI 

Selcen Ergun’un ilk filmi ‘Kar ve Ayı’nın biraz çekim sürecinden bahseder misin bize? Nasıl bir karakteri canlandırıyorsun orada? Bildiğim kadarıyla film festival sürecine devam edecek, daha çok ödül gelir mi?

Artvin Şavşat’ta çektik filmi. Hava koşullarıyla oldukça başımız dertteydi. Her yer kar. Yollar kapalı. İnanılmaz bir soğuk. Yüzünüzde hep bir acı var. Ayaklarınız asla ısınmıyor yine hep bir acı… Film çekmek gerçekten çok zor bir iş. Tüm ekip inanılmaz çalıştı. Hepimiz elinden gelenin en iyisini yaptık. Şimdi sonuçlarını görüyoruz ve çok mutlu oluyoruz. Karakterim bir hemşire. Aslı’nın yola çıkma hikayesi. Bir kasabaya atanıyor. Kasaba halkıyla ve doğayla bir mücadele başlıyor. Çok gizemli bir iş ‘Kar ve Ayı’. Ne olabilir diye hep bir soru bırakıyor seyircinin kafasında. Finalde seyircinin ne düşündüğünü hep merak ediyorum. Kim ne hissediyorsa final o çünkü. Ve ilginç bir şekilde filmin atmosferi giriş sahnesinden itibaren içine alıyor insanı. Ben hep böyle hissediyorum izlerken. Umarım seyircimiz de böyle hisseder. Biraz daha festival gezecek. Yayın tarihini bilemiyorum o yüzden. Ödül gelir mi bilmem? En büyük ödül filmin seyirciye ulaşması ve izlenmesi.

Gelelim Tamirhane filmine… Müthiş bir kadro var, Erkan Kolçak Köstendil yönetti, senaryosu Bülent Şakrak’tan… Sen, Nejat İşler, Rıza Kocaoğlu, Bülent Şakrak… Nasıl geçti çekimleriniz?

O kadar heyecanlıyım ki. Tamirhane çok özel bir film benim için. Çok çok sevdiğim aktörlerle ve insanlarla çalıştım çünkü. Bülent (Şakrak) yazdı, Erkan (Kolçak Köstendil) çekti ve bayıldığım bir oyuncu kadrosu var… Bülent o kadar özel biri ki, sevmeyen yoktur bence. Öyle iyi yürekli, iyi niyetli ve işini çok iyi yapan bir oyuncu ki yaptığı herhangi bir şey kötü olamaz. Erkan, çok iyi bir yönetmen. Çalışırken de defalarca söylemişimdir, “İyi ki beraber çalıştık” diye. “Oyunculuğun çok iyi evet, tamam ama yönetmenliğin de en az o kadar nasıl iyi? Nasıl olabilir yani…” Çok çok yetenekli biri bence. Oyuncu kadrosunu tek tek saymayacağım yoksa röportajı bitiremeyiz. Yani içine düştüğüm kadro bir delilik. Hep söylüyorum; gerçekten şanslı biriyim ben. Hep istediğim insanlarla günün birinde çalışıyorum. Bu kadro işte o yıllar önce “İnşallah bir gün onlarla çalışırım” dediğim bir kadro. Sette çok güldük, çünkü bu kadroyla sessiz kalamazsın. Herkes kayıtta ciddi ama kestik denildiği an… Tiyatroda gibi hissettim kendimi biliyor musunuz? İlk defa tiyatro yapar gibi sahnelerde oynadım. O yüzden önemli bir kadro benim için.

11 Kasım’da vizyona girecek film, oradaki karakterini anlatır mısın? 

Bülent, ben, Ali abi biz üç kardeşi canlandırdık. Nejat (İşler) ve Rıza (Kocaoğlu) tamirhanede çalışan abi kardeş, arkadaş, iki yoldaş… Ve mahallenin diğer insanları. Hepsi bir noktada birleşiyor ve olaylar gelişiyor. Anlatmak istemiyorum heyecanı bozmamak için. Çok az kaldı 11 Kasım’da seyirciyle buluşulacak. Ben izleyen herkesin çok keyif alacağını düşünüyorum. Umarım öyle de olur. Şöyle bir iki saat hiçbir şey düşünmeden, sadece eğleneceği, güleceği belki yer yer duygulanacağı bir film oldu Tamirhane. 11 Kasım’dan sonra artık seyircimize emanet. Umarım çok güzel vakit geçirirler.

Röportajın devamını okumak için tıklayın…