‘Mücevher tasarımlarımda İstanbul en büyük ilham kaynağım’
‘O Kız’ köşemizin bu ayki konuğu C|ND|N Marka Kurucusu ve mücevher sanatçısı Candan Balto Demirdik ile sadekar ustalığı, takılar ve kadın olmak üzerine kahve eşliğinde keyifle okumalık bir sohbet gerçekleştirdik.
Röportaj: Rana Demir
Kendi markanızı kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Kurumsal çalışma hayatıma son verip üreterek hayatı daha keyifle ve sosyal sorumluluklarımı yerine getirerek yaşamaya karar verdiğim dönemde; Kapalıçarşı’nın değerli mıhlayıcı ustalarından arkadaşım Raffi Usta’nın, tasarım ve üretim yeteneğimi eğitimle geliştirerek çok sevdiğim mücevher dünyasının içinde kendi tasarımlarımla olma zamanımın geldiğini teşvik etmesiyle klasik kuyumculuk eğitimi almaya başladım. 2 yıl süre ile aldığım eğitimlerle sadekar ve mücevher tasarımcısı sertifikama sahip olduğumda kendime ve arkadaş çevreme özel çalışmalar yapmaya başlamıştım. Bu süreçte kendi markamı ve atölyemi kurup profesyonel olarak çok sevdiğim ikinci mesleğime başlamış oldum.
Mücevher tutkunuzu nasıl, ne zaman keşfettiniz?
Mücevher tutkumun varoluşumla ilgili olduğunu düşünüyorum birçok kadın gibi. Değerli ve özel olana karşı büyük bir ilgim var, bu ilgimi tasarımlarıma da yansıtıyorum. Kurumsal alandaki kariyerim sonrasında kendime daha çok vakit ayırmaya başladığım dönemde kendimle daha çok ilgilenmeye ve hayatıma anlam katabilecek yeni şeyler keşfetmeye başladım. Özellikle bu dönemde görsel ve estetik beğenilerimin daha çok gelişip ileride de bu beğenilerin tasarımlarıma şekil verdiğini söyleyebilirim. Benim için tasarlamak ve üretmek her zaman hayatımın her döneminde büyük önem taşıdı. Kendimi tanımaya başladığım çocukluk dönemimde bile tasarlamak benim hayatımın her anında benimle yaşayan bir içgüdü gibiydi. Kurumsal kariyerim sonrasında tamamen özgürce üretip, düşünüp tasarlayacağım bir dönemin kapıları da açıldı. Yeni kariyerime bu yollardan ve bu süreçten geçerek ulaştığımı söyleyebilirim.

SADEKAR ‘SADE’LİKTEN GELİYOR
Siz de bir sadekar kimliğine sahipsiniz. Sadekar olmak nedir?
Markamı tasarım anlamında konumlandırsam da tasarımcı kimliğimin yanında ‘sadekar’ kimliğimin de bulunduğunu belirtmek isterim. Geleneksel kuyumculukta, altın, platin, gümüş gibi değerli madenleri el işçiliği ile işleyip takıya dönüştüren ustaya sadekar denir. Cilalanmamış, taşları mıhlanmamış mücevhere de ‘sade’ denir, sadekarlık da bu kökten gelir.
Koleksiyonunuzu oluştururken insan motiflerinden ve İstanbul sokaklarından ilham aldığınızı söylemişsiniz. İstanbul sizi bu konuda nasıl besledi?
8 yıldır bu harika mesleğin içindeyim. Tarihi Yarımada muhteşem bir ilham kaynağı benim için. Gökkuşağı gibi insan profilleri ile birlikteyim her an. Kişiye özel mücevher çalışmalarımda, o mücevherin sahibini yansıtmasını isterim. Her bir kadın ve erkek ayrı bir dünya görüşü ve tarza sahip. Böyle olunca da çalışacağım takının sahibi ile sohbet ederek, stilini, zevkini anlamaya çalışırım. Tüm bu sohbetler ve çalışmalar benim birikim hazinemde yer alır ve ilham kaynağım oluverir. Koleksiyonlarımdaki ilhamımı, çok sevdiğim İstanbul’un eski sokaklarından ve mimarisinden alıyorum. Sanat Tarihi ve Mitoloji gibi alanlarda aldığım eğitimlerle kendi ironik tarzımı oluşturduğumu düşünüyorum. Bu paralelde kullanmaktan hoşlanacağım, gözüme hoş gelen özel ürünler tasarladığımı özellikle söylemek istiyorum.

KADIN GÜÇLÜ VE MUTLUYSA GELECEĞİ AYDINLIK VE GÜZELDİR
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’ne gönüllü destekçisiniz. Sizce bir kadının üniversite mezunu olması neden ve niçin önemli?
TUİKD, maddi kaynakları yeterli olmayan başarılı üniversite öğrencisi kızlarımıza maddi-manevi destek veren, son derece önemli bir amaca hizmet eden, başarılı çalışmalara imza atan, çok değerli bir kuruluş. Bir kadının meslek sahibi olması, maddi özgürlüğünü eline alıp kendinden başka kimseye ihtiyacı olmadığını bilerek, güven duygusu ile hayatını sürdürebilmesi çok önemli. Kadın güçlüyse, mutluysa, başarılıysa geleceğimiz de o oranda aydınlık ve güzeldir. Bu nedenle eğitim-öğretim birinci önceliğimiz. Ancak tabii ki sadece üniversite mezunu olarak meslek sahibi olunur diyemeyiz. Sanata, zanaata gönül vererek, yeteneklerimizi doğru yollarla geliştirerek de meslek sahibi olabiliriz. Herkes üniversite mezunu olmalı doğru bir yaklaşım olmaz diye düşünüyorum. Büyüklerimizden sıkça duyduğumuz altın bileziği kolumuza takıp, meslek sahibi olup, kazanç elde edip ayaklarımızın üzerinde dimdik ve sağlam durabilmek önemli olan aslında.

Birinin hayatına bir dokunuş yapabilmek veya ufak da olsa değiştirebilmek size nasıl hissettiriyor ve ne katıyor?
Bizlere, belirlenen süre için bir yaşam hakkı verildi, ancak bu hak eşit şartlarda verilmedi ne yazık ki. Ben çok şanslıyım ki harika bir ailede ve şartlarda başladım yaşam serüvenime. Maneviyatın, maddi ve manevi paylaşımın güzelliği ve gerekliliği öğretilerek ve yaşatılarak büyüdüm. Sahip olduklarım sadece bana ait değil, bu imkanların bana verilmiş olmasının bir nedeni var, insan olabilmem, büyüyüp gelişebilmem için. Bu bilinçle de elimi uzatabileceğim, maddi-manevi destek olabileceğim, birikimlerimi paylaşabileceğim her yaşam ve yaşadığımız dünya benim sorumluluk alanımda ve bunları yapmaya çalışmayı da görevim olarak görüyorum. Bunu başarabildiğimi gördüğüm her an ve her olay daha fazla motivasyonla yol almamı ve dolayısıyla da görevimi yerine getirebiliyor olmanın mutluluğunu yaşatıyor.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
