Sorry, no posts matched your criteria.

İçindeki sevgi ve ışık için buradasın hayata teslim ol!

Genç yaşına rağmen birçok başarılı rolleriyle öne çıkan Melis Sezen, hayat mottosunu başlıktaki gibi anlatıyor ve ekliyor: Bambaşka duyguları olan karakterlere hayat vermek her zaman bilmediğim yönlerimi keşfetmemi sağlıyor.

Röportaj: Sercan Meriç
Fotoğraf: Ünal Turhan
Styling: Boreal Brandlifting

Siyah İnci, Ya İstiklal Ya Ölüm ve şimdi de Sadakatsiz… Melis Sezen, dizilerin aranan ismi olmaya devam ediyor. Bizim İçin Şampiyon, Mucize 2: Aşk gibi filmlerdeki rolleri ile beğeni toplayan Melis, yaydığı pozitif enerji ile de dikkatleri çekiyor. Melis’in takdir toplayan özelliklerinden birisi de cinsiyetçiliğe, tacize karşı sesini yükseltmekten kaçınmaması. Genç oyuncu ile Re Touch Mag için bir araya geldik. Hem harika bir çekim gerçekleştirdik hem de kariyerinin basamaklarını konuştuk. Karşınızda Melis Sezen!

Sadakatsiz dizisindeki Derin karakteri ile son dönemlerde karşımızdasın. Dizi nasıl gidiyor?
Dizi çok güzel gidiyor çok mutluyuz. Her şey birbirine karıştı, heyecan dorukta!

Derin, prenses gibi büyüyen, varlıklı bir ailenin kızı. İnişleri çıkışları olan bir karakter. Bu karaktere nasıl hazırlandığını, nasıl bir bağ kurduğunu öğrenebilir miyiz?
Her şeyden önce Derin’i tanımaya çalıştım. Derin kimdir? Derin nasıl bir kızdır? Derin neler yaşamıştır? Yaşadığı hangi olaylar onu bugüne getirmiştir, en önemlisi Derin ne hissetmiştir? Hep buraları irdeledim. Derin’i her zaman en derinde bulmaya çalıştım hala da en derinine inmeye çalışıyorum tabi ki. Bu bitmeyecek bir yolculuk ve böylesi duygusu yüksek, inancının peşinden giden, genç kızlıktan kadınlığa hatta anneliğe yolculuğu olan bir karaktere hayat vermekten çok mutluyum. Ona hayat verdikçe onu daha da çok keşfediyorum.

ALDATILAN KADIN ASLA KENDİNİ SUÇLAMAMALI

Derin karakteri nedeniyle sosyal medyada ve sokakta tepki aldığını söylemiştin. Yeşilçam efsanelerinden Erol Taş’ın da canlandırdığı karakterler nedeniyle başının belaya girdiğini biliyoruz. Bu sence oyunculuk başarısı mı, yoksa izleyicinin gerçekle kurguyu ayırt etmeyi bir türlü başaramaması mı?
İzleyicinin karaktere inanması sonucunda oluşan bir tepki. Bu bence kesinlikle bir oyuncunun çok mutluluk duyacağı bir durum. Çünkü bir karakter çıkarıyoruz, bir insana hayat veriyoruz ve en başında buna inanmamız gerekiyor. Karaktere inanmadan onu çıkaramazsınız zaten. Çıkan sonuca, izleyici de inanıyorsa yaşayan bir karaktere dönüşmüş oluyor bu. Bu yüzden birlikte yakalanan bir başarı bence ve çok mutluluk verici.

Derin, aldatma-aldatılma konuları ile sık sık gündemde. Aldatılmak travmalara sebep olan bir durum. Sen de aldatıldığını açıklamıştın. Nasıl aştın bu kötü durumu?
Her insanın yaşadığı bir şey bu ve ilk başta insan şaşırsa da sonrasında kendini tamir edebiliyorsun. Algını değiştirmek en büyük çözüm bence. Kendini asla suçlamama farkındalığını kazanmak en büyük adım.

TİYATRO DİSİPLİNİYLE ÖZGÜVENİM GELİŞTİ

Annen ve baban Balkan göçmeni. İstanbul’da doğdun ama göçmenliğin sana kattığı değerler ya da dezavantaj sağlayan durumlar olduğunu düşündün mü hiç?
Şöyle söyleyeyim, annemin de babamın da dedelerinin dedeleri göçmüş. O yüzden kökenimiz oraya dayansa da aslında İstanbulluyuz biz. Ama tabi yüzüme bakan hemen “Aa sizde kesin göçmenlik var!” diyor. Bir tarafım Yörük, bir yandan da Arnavut damarı derler ya işte tam olarak o var bende!

Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü’nden mezunsun. Oyunculuğun yanı sıra kamera arkası süreçlerin de eğitimini aldın. Bu gözle baktığında dizi ve film sektöründeki eksiklikler nedir sence? Nelerin düzeltilmesi gerekiyor?
Duygusu olan işler her zaman benim ilgimi çekmiştir. Ne anlatıyorsak anlatalım onun bir duygusu olmalı. Nasıl anlattığımız da bambaşka, hiç beklemediğimiz etkiler uyandırıyorsa izleyicide, tadından yenmez. O yüzden inanarak yapılan ve tutkuyla yapılan her işe bayılıyorum. Şu son zamanlarda bizde de birçok asıl olarak duygunun işlendiği, tek tip saf iyi, saf kötü karakterler yerine zaafları ve hisleri olan, bazen çok yumuşak, bazen çok sert yani insan olmanın getirdiği dönüşümlü ve çok yönlü, katmanlı karakterlere hayat verilen işler yapılıyor. Çok mutlu oluyorum. Bizim Sadakatsiz’de de yaptığımız bu aslında. Aynı zamanda bazen bazı işlerde öyle kamera açılarına öyle ışıklara denk geliyorum ki, sinematografik bir zenginlik bir anda içine alıyor sizi. Örneğin; en son Bir Başkadır’a her yönüyle bayıldım. Bütün ekibin ellerine sağlık.

Birçok önemli oyuncunun yuvası olan Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde (MSM) de eğitim gördün. O bir yılın önemini nasıl anlatırsın?
Hayatımın yönünü belirleyen bir yıl o. Benim için çok değerli. En basitinden, 10 yaşındayım, aslında çok da insan canlısı değildim. Sahneye çıkmak öyle başka bir his ki, özgüvenimin varlığını fark ettim ve özgüvenim gelişti. Kendimi çok özgür hissettim, sahnede her şey mümkündü! Sihir gibi bir şey derim hep o yüzden. İnsan ilişkilerimi de çok etkiledi bu. Özgüvenim geliştikçe daha sıcakkanlı bıcır bıcır bir kız oldum. Ama en önemlisi oraya ait olduğumu anladım. Kesinlikle oyuncu olacaktım! Ayrıca ilk tiyatro eğitimimi Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde aldığım için de ayrı mutluyum. Tiyatro disiplinini öğrenmek ve ilk oyunumda MSM’nin sahnesinde olmak çok gurur verici benim için. Beş tane ayrı karaktere hayat verdim ve oynadığım karakterlerden biri mafya babasıydı!

ROL İÇİN FİZİKSEL OLARAK KOLAY DÖNÜŞEBİLİYORUM

Bugüne kadar sinemada yer aldığın filmler arasında sende en çok iz bırakan yapım hangisiydi?
Mucize 2 Aşk’daki Beren… Beren’in çok başka bir enerjisi vardı, güneş gibiydi. Cıvıl cıvıl ve ışıl ışıl olmasının altında farklılıkların yalnızca zenginlik olduğunu anlatan ve sevginin temsili olan bir karakterdi. Çok büyük ve muhteşem bir ekiple, usta oyuncularla birlikte çalıştık. Kocaman bir setti ve bende çok ayrı yeri var. Çok mutluyum o filmin içinde yer aldığım için.

Mucize 2 Aşk, Bizim İçin Şampiyon, Ya İstiklal Ya Ölüm gibi farklı türlerde rol almak bilinçli bir tercih mi? Bazı oyuncuların tek türde ilerlediğini görüyoruz. Farklı türlerde karakterleri canlandırmak Melis Sezen’e kişisel olarak ne öğretti?
Her zaman farklı olmasına dikkat ediyorum. Çünkü bir karaktere hayat veriyorum; oradaki Melis değil oradaki Beren, oradaki Nazan veya oradaki Esra. İzleyici ve ben de tabi ki Melis’i değil bazen genç bir kız olan Nazan’ı, bazen genç bir kadın olan Esra’yı izlesin istiyorum. Ama en çok dikkat ettiğim şey her karakterin başka olması. Hepsinin başka bir karakteri var, hepsinin yaşadıkları başka, onlar için her türlü değişime açığım ve onları bulmak için hep arıyorum. Bu yüzden farklı olmasına dikkat ediyorum. En büyük avantajım ise fiziksel olarak çok değişebilmem. Saç makyaj ve kostümle beni 17 yaşıma da geri döndürebilirsiniz Nazan’da olduğu gibi, 26 yaşındaki genç bir kadın olan Derin’e de dönüşebilirim! En sevdiğim şey bu dönüşebilmek. Ayrıca farklı farklı yaşanmışlıkları olan bambaşka dünyaların insanı olan ve bambaşka duyguları olan karakterlere hayat vermek her zaman bilmediğim yönlerimi keşfetmemi sağlıyor. Beni zenginleştiriyor ve besliyor. Çünkü karakter sizi aynı zamanda bir yolculuğa çıkarmış oluyor.

Internet Movie Database’ın (IMDb) “starmetre” listesinde ilk 100’de yer alan tek Türk oyuncusun. Sana yönelik bu ilgiye karşı hislerin nedir?
İlk gördüğümde şoka girdim. Gerçek olduğuna inanamadım sonrasında ise çok mutlu oldum çünkü IMDb hepimizin baktığı ve oldukça güvenilir dünya çapında kabul edilen bir site. Benim için çok gurur verici.

SAMİMİYETİMİ SUİSTİMAL EDENLE İLETİŞİMİ KESERİM

Dans etmeyi, kitap okumayı çok sevdiğini biliyoruz. En sevdiğin kitap ve yazarı öğrenebilir miyiz?  
Bende en çok iz bırakanlar Azra Kohen – Aeden özellikle Numi karakteri. Bir de Uğultulu Tepeler’i çok severim Emily Bronte.

Melis Sezen deyince güleç, enerjik, sıcakkanlı bir insan gözümüzde canlanıyor. Bu enerjik ve sıcakkanlılık başına iş açtı mı hiç?
Bazen çok samimi davranmak ve sıcakkanlı olmak yanlış anlaşılabiliyor. Bazen insanlar doğal olan hareketinizin arkasında başka anlamlar aramaya çalışabiliyor ya da bazı insanlar kendilerini kalıplara sokmaya o kadar alışmışlar ki doğal bir davranışla karşılaştıklarında bunu tanımlayamayıp sizi farklı yorumlayabiliyorlar. Böyle durumlarda doğallığımdan ödün vermeyip görüşmem gereken bir kişiyse o insanlara mesafe koyuyorum. Bir de sizi suçluyorlar bu gibi durumlarda kafalarında yarattıkları bambaşka senaryolar yüzünden. Bu resmen psikolojik taciz, kabul edilemez. Bu seviyedekiyle iletişimimi derhal keserim.

Kendinle ilgili değiştirmek istediğin bir şey var mı?
Kendimi bazen dipsiz bir kuyuya çekerek eleştiriyorum. Yapıcı eleştiriye yani özeleştiriye her zaman açığım ama bazen öyle bir yargılıyorum ki kendimi sürekli dibe çekiyorum. Bu genel ruh halim değil neyse ki. Aslında çok yüksek bir insanım ama kendime bazen böyle acımasızlık ve haksızlık yapabiliyorum. Bunu değiştirmek isterdim.

CİNSİYETÇİLİĞE KARŞI SESSİZ KALMAMALIYIZ

50 yaşındaki Melis’i hiç düşündüğün oluyor mu? İleriki yıllar için kendin konuşma yapıyor musun?
Hiç yapmam. Hiç de düşünmem. Hayat her an değişir, değişimin ve dönüşümün ta kendisidir. Biz planlar kurarız fakat o bizi sürprizleriyle karşılar bizi de çok değiştirir. Bu yüzden hayallerim var onlara inanıyorum ama bu bir his her zaman içimde taşıdığım. O hayallerin nasıl gerçekleşeceğini ben bilemem o yüzden hiçbir zaman 10 yıl sonraki halim veya 50 yaşındaki Melis’i kafamda resmetmem. Belki de kendimi kısıtlamak ve hiçbir kalıba sokmak istemediğimdendir. Çünkü hiçbir kimsenin 50 yaşındaki halini kurup da tam anlamıyla ona ulaşabilme ihtimalinin olduğunu düşünmüyorum. Belki somut olarak düşündüğünüz her şeye sahip olursunuz ama duygunuz başka olur. Belki de hiç bilmediğiniz bambaşka bir yoldasınızdır. Bu yüzden benim yaptığım inancıma sahip çıkıp bugün o yolda ilerlemek, gerisini ise akışa bırakmak, akışa teslim olmak.

Evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi planların var mı?
Şu an yok tabi ki daha çok gencim evlenmek için! Ama zamanı gelince neden olmasın. İlk defa bir anneye hayat veriyorum Derin’le birlikte. Çok şaşkınım kendimi anne olarak görmeyi hiç beklemiyordum. Bir anneyi canlandırmak bile çok farklı bir duygu, anne olmak dünyanın en güzel mucizesidir herhalde. Ama her şey zamanında güzel tabi ki. Benim için daha çok erken.

Melis Sezen, Türkiye’de bir şeyi değiştirme şansına sahip olsaydı, neyi değiştirirdi?
Sadece Türkiye için değil, tüm dünya için kadın cinayetlerinin son bulması, kadına şiddetin son bulması! Cinsiyetçiliğin son bulması, cinsiyetçilik yerine insan kavramının yerleşmesi. İnsanın varoluşunun temelinde sevgi var bunu tüm dünyaya hatırlatmak ve farkında olmak lazım. Her şeyin birbirine bağlı olduğunu tüm evrenin birbiriyle etkileşim içinde olduğunu farkında olmak lazım. Saygı duymayı öğrenmek, sevmeyi bilmek lazım.

Röportajın devamını okumak için tıklayın