Sorry, no posts matched your criteria.

Her zaman asi ve özgürdüm

Toplumsal gerçekçi filmlerin vazgeçilmez yüzü Nur Sürer 42’nci yılını geride bıraktığı mesleğinde hala üretmeye devam eden nadide oyunculardan biri. Ezberini yapabildiği sürece oyunculuğa devam edeceğini anlatan Sürer “İyi bir senaryo gelse ve gerçekten çırılçıplak görünmem gerekiyorsa, yine soyunurum” diyor.

Röportaj: Melis Güvenç
Fotoğraf: Baran Altındağ
Styling: Oscar Morris

O’nu ilk olarak bundan 40 yıl önce Bereketli Topraklar Üzerinde filminde izledik… Sonrasında gelen Suyun Öte Yanı, Umuda Yolculuk, Uçurtmayı Vurmasınlar gibi efsane filmlerde de kendine her defasında hayran bırakan, performansıyla karşımıza hep farklı gerçekliklerle çıkmaya devam eden bir oyuncu oldu. 42 yıllık meslek hayatında birçok ödülün sahibi olan Nur Sürer, Adana Altın Koza Film Festivali’nde aldığı Yaşam Boyu Onur Ödülü’nün ardından son olarak 53. SİYAD Emek ve Onur Ödülü’nün sahibi oldu. 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Onur ve Başarı Ödülü’nü de kucaklayan başarılı oyuncu kadın olmayı çok sevdiğini üzerine basa basa söylüyor ve şöyle diyor; “Kadın olduğum için çok mutluyum. Hayatımın hiçbir döneminde “Keşke erkek olsaydım” dediğim bir an bile olmadı. Kadın olmak zor ama eğer mücadeleciyseniz hayatı kendinize kolaylaştırıyorsunuz.”

Mesleğinizde kaç yıl oldu?
42 yıl oldu, 1979 yılında Erden Kıral’ın yönetmenliğinde başladım sinemaya. Tesadüfen başladım oyunculuğa ben alaylı bir oyuncuyum. Ama söyleşilere gittiğimde ve öğrencilerle buluştuğumda “Okul çok önemli, her şeyin okulu çok önemli” diyorum.

Tesadüfen dediniz, oyunculuk hikayesi nasıl başladı, hayaliniz miydi?
Hiç öyle bir hayalim yoktu. Liseden sonra üniversite okuyamadım. Annemin beni okutacak bir durumu yoktu. Üniversiteler o yıllarda büyük şehirlerdeydi, Bursa’da üniversite falan yoktu. Ankara ya da İstanbul’da olmak gerekiyordu, annem onu karşılayacak maddi durumda değildi. Ailemin büyük kısmı İsviçre’de yaşıyordu ben de oraya gittim. 4 yıldan fazla orada kaldım. Sonrasında İstanbul’a geldim. Taksim’de şimdi The Marmara’nın olduğu yerde başka bir otel vardı, orada çalışmaya başladım. Orada bir grev başladı ve grev tam iki yıl sürdü. O sıralarda birilerini tanıyordum, reklam filminde oynar mısın durumları başladı. Sonrasında dönemin en büyük manken ajanslarından birine üye oldum. Film teklifleri gelmeye başlamıştı ama hep komedi tarzında işlerdi ve şarkıcılarla çekilecek filmlerdi. Sinema yapmak istiyordum ama bu tarzda ve türde işlerde olmak istemiyordum. Bülent Kayabaş ile birlikte olmaya başladım ve bir sinema çevresine girdim. Öyle erken yaşlarda sinemaya başlamadım 24 yaşında ilk filmimi çektim. O dönem bir film için kadın oyuncu arıyorlar ve Tuncel Kurtiz o rolü bana oynatacağını söylüyor. ‘Bereketli Topraklar Üzerine’ projesi ile sinemaya giriş yaptım böylece. Hiç unutmuyorum ilk sahne çekildi Tuncel Kurtiz ve Erden Kıral üstüme doğru geliyorlar dedim ki; “Eyvah çok kötü oldu, oynayamadım.” “İşte bu ya” diyerek sarıldılar bana ve beni çok beğendiler.

İlk ödülünüzü hatırlıyor musunuz, ne hissetmiştiniz?
1982 yılında ikinci filmim ‘Bir Gülün Hikayesi’ ile almıştım. Filmi 1980 yılında çekmiştik, darbe durumundan dolayı yasaklandı, sonra film sansürlendi ardından ek sahneler çekildi öyle ki filmin ismini bile sansürlemişlerdi. Aslında ilk filmim ‘Bereketli Topraklar Üzerine’ ile de ödül alabilirdim fakat o sene darbe olduğu için Antalya Film Festivali yapılmadı. 81 yılında ise film görmezden gelindi, çünkü jüride general vardı. Jüride rahmetli Nisa Serezli, Burçak Evren vardı onlar aktardı film çok beğenilmiş sonra şöyle demişler; “Dur bakalım daha ilk filmi biraz daha oynasın da öyle görelim.” Belki şöyle oldu, o zamana kadar ben hep sinemada o geçiş döneminde Yeşilçam’ın içinde de oldum ama o kuşağın geçiş sürecindeki bir oyuncuyum. İyi şeyler yaptık biz en azından bizden önceki insanlara da bir cesaret verdik. Onların da bir takım kanunları vardı, belli bir süreden sonra bıraktılar onları. Bizimle birlikte oldu ama asıl bu durumun önde koşucusu Müjde Ar oldu. 1991’de Yabancı Dilde En İyi Oscar ödülü alan bir filmimiz var, Umuda Yolculuk. Gerçek bir dramı anlatan hikayesiyle çok etkileyici bir filmdi. Maraşlı Alevi bir ailenin yasa dışı yollarla, resimlerde gördükleri İsviçre’ye gitmeye çalışırken başlarına gelen korkunç olayı anlatıyor, nedense kimse bilmiyor bu filmi. Film burada çok duyulmasa da orada bütün ülke duymuştu çünkü öyle hikayeleri yok adamların. Trafik kazaları bile yok.

Camdaki Kız dizisiyle ekrana geri dönüyorsunuz. Nasıl bir dizi ve karakter bekliyor bizi? Heyecanlı mısınız?
Yeni bir karakter ve yeni bir heyecan içindeyim. Şu an canlandırdığım karakteri tam olarak elime geçirdiğimi söyleyemem ama zaman içinde rolünüzle arkadaş gibi olursunuz ve hikaye bitene kadar birbirinizi taşırsınız.

Canlandırdığınız rol gerçek bir karakter, senaryo iddialı ve güçlü bir yapım… Sizin karakterinizin hikaye içindeki rolüne bakıldığında oluşabilecek olası gündemlere hazır mısınız?
Dizi henüz yayınlanmadığı için gelecek eleştirileri veya övgüleri pek kestiremiyorum. Ama henüz başlamadan o kadar çok insan yazıyor ki meğer herkesin okuduğu bir kitap ve beklediği bir diziymiş.

Kariyer yolculuğunuzda bugün 42’nci yılınızı kutluyorsunuz. Bu kadar uzun süre aynı başarıyla ve aynı heyecanla 40 yılı geride bırakmak nasıl hissettiriyor? Bu 40 yıl sizden neler götürdü, neler getirdi?
Aslında benden bir şey götürdü diyemem. Aksine kattıkları çok oldu. Çünkü ben ilk filmimde rol aldıktan ve oyunculuğa başladıktan sonra, oyunculuğuma yapılan övgüler beni çok mutlu etti. Eleştirmenlerin o övgülerinden ve seyircilerden gördüğüm ilgiden sonra iyi ki oyuncu olmuşum dedim. Bugün de bu cümleye şunu ekliyorum; İyi ki oyuncu olmuşum ve iyi ki senelerimi bu meslekte geçirmişim. Setlerde kendimi çok iyi hissediyorum. Bir de iyi bir ekiple, iyi bir hikaye içindeysem kendimi harika hissediyorum.

HEYECANIM BENİ HEP DİRİ TUTUYOR

40 yıldan beri hiç durmaksızın ürettiniz… Neredeyse her seneye bir film ve dizi sığdırdınız. Bu konuda sizi şanslı kılan sizce neydi?
Sanırım yapım gereği… Heyecanlı bir tipim… O heyecanım sanırım beni biten bir şeyin akabinde başlayacak yeni bir şeye karşı diri tutuyor. Aslında oyunculuk insanı diri tutan bir meslek. Hiçbir zaman bu mesleği bırakmak için kendime zaman koymadım. Birisi terzilik yapıyorsa, ben de oyunculuk yapıyorum diyerek bugünlere geldim. Bu işi şu zaman bırakırım diye bir şey demedim ve sağlığım olduğu sürece, ezber yapabildiğim sürece bu işe devam edeceğim. Bir elbiseyi giyer ve çok beğenir, üzerinizden çıkarmak istemezsiniz ya, bu meslek bana aynen öyle geldi. Oyunculuğu üzerime giymek çok hoşuma gitti. O yüzden üzerimden hiç çıkarmak istemiyorum.

Hiç yorulmadınız mı? Mesela hiç kendinizi tükenmiş hissettiğiniz oldu mu?
Hiç yorulmadım. Çalışmak bana her zaman çok iyi geldi. Hiç tükendiğimi, bittiğimi hissetmedim.

Hayatı seviyorsunuz sanırım bundan dolayı yorulmadınız…
Hayatı sevmekten başka umudumu korumak istiyorum. Umut her zaman var da… Umudun içindeki o güzel hayatı sevelim diye düşünüyorum.

TÜRKÜCÜ FİLMLERİNE KENDİMİ HİÇ YAKIŞTIRMADIM VE OYNAMADIM

Kariyeriniz boyunca hiç rol beklediniz mi? Yoksa zaten bir set bitmeden diğer setteki rolünüz hep hazır mıydı?
Hayır öyle olmadı… Proje beklediğim zamanlar oldu. Çünkü ilk mesleğe başladığım günden beri iyi bir projenin içinde olmaya karar verdim. Bu yüzden 1979 yılları ticari, şarkılı, türkülü, komedi filmlerin çok fazla iş yaptığı dönemlerdi. Ama benim kararıma ters düştükleri için o filmlerde yer almadım. Kendimi o filmlere yakıştırmadım. O filmlerde sadece bir türkücünün sevgilisi olarak kalacaktım. Öyle görünmek benim hayat görüşüme de çok ters. Eğer bana beklediğim ve oynamak istediğim roller hiç gelmeseydi de sırf oynamak için o filmleri kabul etmezdim ve bırakırdım oyunculuğu. Ama kısa süre sonra teklifler gelmeye başladı. Çünkü aynı fikirleri paylaştığımız yönetmenlerin festival filmi yapmak gibi dertleri vardı. Bu yüzden aynı dili konuştuğum yönetmenlerle ve ekiplerle çalışma şansım oldu.

Bu tutumunuzu dizilerde de aynı istikrarla sürdürme şansınız oldu mu?
Tabii ki oldu… Yer aldığım dizilerin hepsi kafama uygun projelerdi. Yapım şirketleri ve yönetmenler iyiydi. Yeşilçam geleneğinin sonlarını yakalamış bir oyuncuyum ve bu yüzden yönetmen benim için çok önemlidir. Çünkü hikayenin tanrısı ve anlatıcısıdır. Kararlarımı hep bu minvalde verdim hep.

Röportajın devamını okumak için tıklayın