Hayata karşı büyük meraklarım var
Kefaret dizisinin sevilen ismi Özge Özacar, hayata karşı büyük merakları olduğunu ifade ediyor, “İnsanın kalbi durduğunda değil, merak duygusu bittiğinde öldüğüne inanıyorum. O yüzden de bir çiçeğe bakar gibi merakımı her gün sulayıp büyütmeye çalışıyorum” diyor.
Röportaj: Sercan Meriç
Fotoğraf: Aykut Gürel
Styling: Melih Mızrak
Özge Özacar’ı bugüne kadar çeşitli yapımlarda izledik. Genç oyuncu üstlendiği rolleri başarıyla canlandırdı. Gazetecilik mezunu olan Özacar, felsefeye meraklı, edebiyat düşkünü, sporu hayatından eksik etmeyen, dans etmeyi bir aşk olarak gören bir oyuncu… Re Touch Mag’de ağırladığımız Özacar’dan ilham alınacak çok şey var…

Kefaret dizisinde canlandırdığın Meltem Serez karakterinden bahseder misin? Bu role nasıl hazırlandın?
Meltem zor bir mahallede büyümüş; haliyle hayatta kalmak ve kendini korumak için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmiş bir kadın. Genç yaşta evlenip boşanmış. Bu zamana kadar üzerine en çok kafa yorduğum rolüm oldu diyebilirim. 26 yaşına yeni girecek genç bir oyuncu olarak, evlilik, boşanma ve şimdi de hamilelik duyguları Meltem’den evvel tecrübe etmediğim deneyimlerdi. Özellikle hamileliğin gerçekçiliğini çok önemsiyorum, bu yüzden iki aydan beri evde tüm vaktimi kostüm ekibimizden aldığım yapay hamile karnıyla geçiriyorum. Hem mental hem de fiziki olarak bu deneyimi bu şekilde gerçeğe olabildiğince yakın yaşayarak hissetmek, sahnelerimde duyguya çok daha kolay girebilmemi sağlıyor.
Dizide Yurdaer Okur, Mert Fırat, Nurgül Yeşilçay gibi deneyimli oyuncularla aynı seti paylaşıyorsun. Onlarla olan iletişimin nasıl?
Kendimi kesinlikle inanılmaz şanslı hissediyorum. Nurgül de Yurdaer de Mert de bu işten evvel hayranlıkla izlediğim, oyunlarına gittiğim çok büyük isimler. Onlarla karşılıklı oynamak, tanıyabilmek, hem hayat hem mesleki tecrübelerinden faydalanabilmek benim nezdimde paha biçilemez. Üçü de inanılmaz iş disiplinleri olan insanlar. Ama Nurgül’e olan hayranlığım gerçekten başka. Güzelliğiyle, enerjisiyle odaya girdiği an onu fark etmemeniz imkansız. Kesinlikle gerçek bir efsane.
Bugüne kadar Küçük Tatlı Yalancılar, Lise Devriyesi, Hababam Sınıfı Yeniden gibi genç isimlerin ağırlıklı olduğu yapımlarda yer aldın. Oyunculuk kariyerinin başlangıcı için nasıl önemi var bu işlerin?
İşlerimin hepsinin bendeki yeri ayrı. Özellikle Sevgili Geçmiş’te canlandırdığım Azra karakteri kalbimde hep bir numara. Mesleğe başladığım günden bu yana, hem okudum hem çalıştım. Oynadığım karakterler ve sorumluluklarımın da bu minvalde, mesleğimde tecrübe kazandıkça artması bana kendimi çok daha güvende hissettirdi. Şu an tüm bu yapımlarda edindiğim tüm bilgiler harmanlanmış, katmanlanmış ve beni Kefaret’deki Meltem gibi çok daha kontrast bir karakteri en iyi şekilde oynayabilmem için hazırlamış gibi hissediyorum.

BİR DANSÇIYI OYNAMAK BENİ ÇOK HEYECANLANDIRIR
Önümüzdeki yıllarda hem kariyerinde hem de özel hayatındaki hayallerin nedir?
Açıkçası hayata karşı çok büyük meraklarım var. İnsanın kalbi durduğunda değil, merak duygusu bittiğinde öldüğüne inanıyorum. O yüzden de bir çiçeğe bakar gibi merakımı her gün sulayıp büyütmeye çalışıyorum. Bir kere mesleğini kesinlikle ama kesinlikle uluslararası icra eden bir oyuncu olmak istiyorum. Bu yüzden de yabancı dillerimi sahne oynayabilecek kadar canlı tutmaya özen gösteriyorum. Keza müzikal yapmak fikri beni çok heyecanlandırıyor. Ferzan Özpetek’le İtalya’da film çekmek yine en büyük hayallerimden. Oyunculuk dışındaki hayallerimi anlatmam içinse listem daha uzar gider.
Kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?
Her zaman her yerde her anda “Buradan neler öğrenebilirim?” merakıyla dünyama bakıyorum. Karşımda küçücük bir çocuk, bir hayvan, bir çiçek, her ne olursa olsun, beni büyütecek öğretecek bir değerdir anlayışındayım. O yüzden hayatı bakarak değil görerek yaşamaya çalışıyorum. Mesleğimle ilgili alanında uzman oyuncu koçlarından, yönetmenlerimizden sürekli eğitimler almaya özen gösteriyorum. Festivallerdeki workshoplara muhakkak katılıyorum. Ama en önemlisi sadece mesleğimde değil, siyaset; ekonomi, spor, iletişim, felsefe, psikoloji gibi daha birçok alanda dersler alıp okumalar yapıp ruhumu besliyorum açıkçası.

Fırsatın olsa hangi rolleri canlandırmak istersin? Oyunculukta sınırların var mı?
Anastasia küçükken tekrar tekrar izleyip repliklerini ezberlediğim bir Disney müzikali. Anastasia’yı oynasam herhalde mutluluktan ağlayabilirim. Bir dansçıyı oynamak yine beni çok heyecanlandırır. Fakat bunlar her ne kadar Özge olarak benden parçalar olsalar da bana çok yabancı, çok ters köşe rollerde olma fikri yine beni çok heyecanlandırıyor. Charlize Theron’un Canavar filmi gibi bir dönüşümü, seri katili canlandırmak çok isterim.
Oyunculukta idolün var mı?
Şener Şen’in çok büyük hayranıyım. Onu izlemek, farklı farklı karakterleri bu kadar hafızalara kazıyacak performanslarla sergilemesine şahit olmak muazzam. Bir gün kendisiyle birlikte bir sinema filminde oynayabilmeyi ne çok isterim.
Takip ettiğin yönetmenleri öğrenebilir miyiz? Yerli yönetmenler arasında muhakkak çalışmak istediğin birisi var mı?
Agnes Varda çok büyük hayranı olduğum, kurduğu dünyaları çok içimden hissettiğim bir yönetmen. Çektiği işleri sıkılmadan tekrar tekrar izleyebilirim. Nuri Bilge Ceylan filmleri bende yine apayrı bir parantez. Felsefe okumayı da çok sevdiğim için, hayata karşı çok fazla soru soran belki de romantik bakan biriyim. Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki diyalogları dinlerken bu bağlamda, kendi sorularımın içindeki yalnızlığım yok oluyor ve hayata karşı benim gibi bakan derdi olan insanlar var gibi hissediyorum. Bir gün kendisiyle çalışabilmek şansına umarım kavuşurum.

OYUNCULUKTAN ÖNCE HABERCİ OLARAK ÇALIŞTIM
Geçtiğimiz günlerde Instagram hesabından ismini Yunus Emre’nin “Beni İrşat Eden” şiirinden aldığını paylaştın. Edebiyatla aran nasıl? Hangi yazarları sever ve okursun?
‘Beni İrşat Eden’ şiiri vesilesiyle Özge adımı almışım, o yüzden manen bendeki yeri çok kıymetli. Edebiyatsa benim için derya deniz. Son bir senedir ağırlıkla psikanaliz ve felsefe daha çok ilgimi yönelttiğim alanlar. Erich Fromm, Epictetos, Lacan, Spinoza, Seneca, Camus, Sartre, Beauvoir, Engin Geçtan bu sene en çok fikirlerine sığındığım yazarlardan.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
