En sevdiğim kıyafetlerim hep ikinci el parçalar
Duru ve masum güzelliğini, donanımlı karakteriyle pekiştiren oyuncu Selma Ergeç yaşam tarzını daha güzel bir dünya için şekillendirecek kadar farkındalıklı biri. Güzel oyuncu, doğa dostu ürünlerden ikinci el giysi kullanımına kadar sürdürülebilir bir yaşam için bireysel önlemlerini bizimle paylaştı.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Jiyan Kızılboğa
Styling: Boreal Brandlifting
Mükemmel bir kadın. Güzelliği zaten tescilli. Birçok yabancı dili, sıkı bir eğitimi ve oyunculukla harmanladığı müthiş bir donanımı var. Yaptığı her işin en iyisi. Üretiyor, düşünüyor, kendine yatırım yapıyor. Harika bir evlilik ve muhteşem bir çocuğu var. Hem güzel, hem yetenekli, hem bir entelektüel, hem de elegan. Farklılığını fark ettiren bir kadın. Camdaki Kız dizisinde canlandırdığı Selen gibi zeki, çalışkan, cevval. Zarafeti, yeteneği ve duru güzelliği ile gerçek oyuncu olmak isteyen herkese örnek olan sanatçı Ergeç, samimi ve içten cevaplarıyla karşınızda.
Kanal D’de yayınlanan Camdaki Kız dizisiyle ekranlardasınız, senaryo ilk geldiğinde ne hissettiniz, bu projeye nasıl dahil oldunuz?
Senaryodaki grotesk öğeler görmek, farklı bir şey okumak çok hoşuma gitti. Televizyonda yeni yeni görmeye başladığımız tuhaflıkta karakterler ve olaylar vardı. Üzerine yapımcı, yönetmen ve oyuncu kadrosunu da görünce ikna oldum. Şanslıyım. Saygı duyduğum insanlarla çalışıyorum işlerimde, bu hayatın bir lütfu.

Dizi neden bu kadar sevildi ve beğenildi sizce?
Bir, bence Gülseren Hanım’ın hikayelerinden çıkan senaryolarda karakterlerin hakiki bir psikolojik derinliği var, tek boyutlu karakterler çıkmıyor. Hiçbir karakter salt iyi ya da salt kötü değil. Hiçbiri kahraman ya da anti-kahraman değil. Bu bizi gerçek hayata yaklaştırıyor. Haberleri, sosyal medyayı takip eden herkes ülkede ya da dünyada ne kadar şaşırtıcı, dehşete düşürücü hadiselerin yaşandığının farkında olsa da bunu bir drama içerisinde görünce tokadı yiyorsunuz. Bir de sadece bu iş için değil, Gülseren Hanım’ın diğer kitaplarında da isimler, olay örgütleri gibi şeyler hasta mahremiyetini korumak için değiştirilse de bunun gerçek bir hikaye olduğunu biliyoruz. Bu hikaye bir yerlerde gerçekten yaşandı. Böylece tecrübeye bir boyut daha ekleniyor. “Yok canım böyle senaryo mu olur, böyle bişey olmaz” diyemiyorsun. Bu durum hikayenin etkisini çok artırıyor.
Selen karakteri hikayede var mıydı? Nasıl bir karakter?
Hayır. Kitabı okudum tabii karakterimle ilgili ipucu toplamak için. Kitapta bir erkek kardeş var, onu kadın yapmışlar aslında. Selen kaotik ve her durumda sükuneti korumaya çalışan, dengeyi sağlayan bir karakter gibi. İlişkileri toparlamaya çalışan, zor bir ailede herkesin iyi olması için çabalayan ama yer yer başarısızlığa uğrayan biri. Genelde bu tip karakterlerde olan bir şey vardır: herkesin duygusuna ve ruh haline o kadar açık, o kadar dengeli davranıyor ki Selen, aslında kendini unutmaya başlıyor. “Herkes iyi olsun, herkes iyi olursa ben de iyiyim” diye düşünüyor ama kimse Selen’e “Sen ne hissediyorsun, neye ihtiyacın var” diye soramıyor, çünkü fırsat olmuyor. Zaten senaryoda en sık kurduğum cümleler “Hallederim, halledicez, hallettim” oluyor.

DEDEM OYUNCULUĞA ‘EKMEKSİZ MESLEK’ DERDİ
Biraz geçmişe dönelim. Tıp öğrencisiyken oyunculuğa geçişiniz nasıl oldu? Neden oyunculuğu seçtiniz?
Ben zaten hobi olarak oyunculuk yapıyordum. Liseyi bitirirken de okul müdürü ile yaptığımız kariyer toplantısında müdür bana direkt “Konservatuara gireceksin herhalde” demişti. Ben de tıp fakültesine gireceğimi söyledim, insanlar da tıp fakültesini duyunca “Bence konservatuar oku” demiyor açıkçası. Tıp çok isteyerek seçtiğim bir meslekti ama sonra hayatın tesadüfleri beni buraya getirdi. Ara ara oyunculuk yaparken de hep tıpa döneceğimi, bu alanda ilerleyeceğimi düşünüyordum. Bir süreliğine oyunculuk yapacağım dediğimde dedem şöyle demişti; “Oyunculuk ekmeksiz meslek”. Aç kalırsın demek istiyor. Tabi çok garantisi vs olmayan bir meslek, o yüzden biraz endişeyle karşılandı ailem tarafından da. Finalde, bir sürü tesadüf eseri, bir virajın ardından bugüne geldik. Bugün mesleğimi çok seviyorum, ama tıp alanında devam etmemiş olmak da içimde uktedir.
İlk oynadığınız rol neydi, ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?
Böyle mi Olacaktı’da bir karakterdi. Türkçe çok iyi bilmiyordum, konuşulanların çoğunu anlamıyordum. Yönetmen gelip sürekli bir şey anlatıyordu ve kesinlikle ne dediğini anlayamıyordum. O yüzden bir süreliğine sudan çıkmış balık gibi hissettim. O güne dek yaşadığım şeylerden çok farklıydı.

Tarihi karakterlerden Hatice Sultan ve Halide Edip Adıvar’ı canlandırdınız, o tarihin insanı olmak ister miydiniz, başka canlandırmak istediğiniz bir tarihi karakter var mı?
Spesifik olarak söyleyebileceğim bir karakter var tabi ki de, olduğu zaman konuşuruz. Tarihi karakterler oynamak çocukluğunu tekrar yaşamak gibi. Bizim yaptığımız iş zaten öyle, oyun oynamak gibi biraz; çocuğu olan herkes bilir. Çocuklar bayılırlar oyun oynamaya, hikaye kurmaya, karakterden karaktere girmeye, kostüm giymeye… Bizim de en büyük şansımız o, oyun oynamaya devam edebiliyoruz hayatımız boyunca. Çok da keyifli oluyor. Dönem işlerinin ise bir artısı daha var: Kostümler çok iyi! Ben çok seviyorum kostüm kısmını. Uğraşmayı, dahil olmayı çok seviyorum. Bir de gerçek bir karakterse, mümkün olduğunca çok veri toplayan, araştırmayı seven bir oyuncuyum. Mümkün olduğunca çok şey okuyayım, izleyeyim, göreyim, bilgi sahibi olayım. O zaman ayaklarım daha sağlam yere basıyormuş gibi hissediyorum. Hatice Sultan’da istediğim kadar kaynak, tarihi belge yoktu, buna rağmen bulabildiklerimden çok beslendim. Bir de orayı ben hep masal gibi görüyordum, yani bir masalın içerisindeymişiz gibi. Halide Edip’te ise kitaplar, metinler, ses kayıtları, hatta canlı görüntüler vardı. Bu hazırlanmanızı çok kolaylaştırıyor. Ancak Halide Edip’i oynamanın sorumluluğu beni çok korkuttu. Yağmur, Durul ve Necati’yi çok sevdiğim, onlara güvendiğim için kabul ettim, yoksa cesaret edemeyebilirdim. Şükür ki süreci çok kolaylaştırdılar ve içime sinen bir iş çıktı ortaya.
Kimle veya kimlerle karşılıklı oynamak sizi çok heyecanlandırır, ilgiyle takip ettiğiniz aktris ve aktörler kimler?
Buna biraz diplomatik cevap vermek gerekiyor! Birini unutursam kendimi çok kötü hissedeceğim. Bu mesela bir yemek ya da doğum günü planlarken de öyle. Ya birini unutursam? Hiç kimseyi çağırmayayım, hiç yapmayayım daha iyi! Ama var, çok çok beğendiğim oyuncular var. Birini söyleyeyim en azından, her zaman, hayatımın sonuna kadar bütün işlerde her daim partneri olabileceğim, ucundan kıyısından da olsa oynayabileceğim isimdi: Tuncel Kurtiz. Her zaman. Onunla artık oynayamayacağım için çok ama çok üzgünüm.

VİCDAN ZORLAMAYA GELMEZ
Evli ve çocuklusunuz, hızlı bir tempoda uzun saatler çalışıyorsunuz, birçok kadın için oldukça ilham verici bir süreç. Zorlanıyor musunuz?
Bir düzene oturtmaya çalışıyoruz artık. Herkes, elbirliği ile sektörü de bir düzene sokmaya çalışıyor. Sektörleşmenin de getirdiği artık bir takım kurallar ve bunlara uyma zorunluluğu olduğunu görüyorum artık. Daha yolun başındayız tabi, çok çok daha iyi olacağına inanıyorum. Bunlar da daha netleştiği sürece bence hayat kolaylaşıyor ve sonuç olarak işin de niteliği artıyor.
Röportajın devamını okumak için tıklayınız…
