Baba olmak hayatın en güzel rengi
Ekranların ve beyazperdenin sert bakışlı jönü İbrahim Çelikkol gerçek hayatta kameralardan uzak mütevazı hayatı ve yakın zamanda yangın söndürme çalışmalarında gösterdiği cesur yüreğiyle biliniyor. Çelikkol başarılı oyunculuğuyla gelişen ve baba olunca daha da renklenen hayatını Retouch Mag okurlarına anlattı.
Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Jiyan Kızılboğa
Styling: Eylem Yıldız

Çukurova’nın kadim topraklarında çekilen ve her sezon heyecanını hiç kaybetmeyen ‘Bir Zamanlar Çukurova’ dizisi; asıl bombayı bu sezon patlattı ve hepimizin jönü İbrahim Çelikkol ile sezona muhteşem bir başlangıç yaptı. Kendine has yaşam biçimi ve tarzı ile tam kült bir kişilik olan İbrahim Çelikkol diziye bambaşka bir heyecan kattı.
Sıra dışı bir karakter ve rolle karşımıza çıkan yakışıklı oyuncu, bu kez Hakan Gümüşoğlu olarak karşımızda.
Her rolün adamı olduğunu bir kez daha kanıtlayan Çelikkol ile Adana Kozan’da gerçekleştirdiğimiz çekim her zamanki gibi muhteşem oldu. Çelikkol bu kez, biraz daha olgun ve çok daha yakışıklı bir adam olarak karşımızda. Yeteneğiyle ve yakışıklılığı ile yine sınırları zorlayan, ezberleri bozan herkesin sevgilisi İbrahim Çelikkol karşınızda…
Bir Zamanlar Çukurova ile ekranlara döndün, dizide oynamaya nasıl karar verdin?
Senaryoyu ilk okuduğumda karakterin dahil oluş şeklini çok sevdim. Çünkü sanıldığının aksine bir kaç sezondur devam eden bir işe dahil olmak çok daha düşünülmesi gereken bir durum. Fakat karakter öyle güçlü, öyle etkileyici bir yerden dahil oluyordu ki o noktada bu işin içinde olmalıyım dedim.

Dizide canlandırdığın Hakan Gümüşoğlu, bugüne kadar canlandırdığın rollerin dışında sanki, ters köşe bir karakter, intikam almak isteyen bir adam, kötü bir adam diyebilir miyiz?
Kötü insan kime deriz ki? Öncelikle bu tartışmaya açık bir konu. Hakan Gümüşoğlu karakteri de aslında intikam için doğmuş bir adam değil. Aksine içinde bir yerlerde fazlasıyla hassas ve duygusal diyebiliriz. Hayatın ona yaşattığı şekli kötü tecrübeler ve aldığı derslerle kendine intikam uğrunda bir yol çizmiş sadece.
Adana’da yaşıyorsun şu an, özellikle oğlundan ayrı kalmak zor geldi mi, henüz çok küçük nasıl hasret gideriyorsunuz?
En zoru da oğlumdan ayrı kalma kısmı oluyor benim için. Çok hızlı büyüyor. Büyüdükçe paylaşımlarımız artıyor hatta anılarımız daha da anlamlanıyor. Durum böyle olunca özlemi daha da büyüyor. Sıklıkla yanına gitmeye çalışıyorum ya da onlar benim yanıma geliyor. Pek hasret gidermeye yetmese de bu sistemde ilerliyoruz.
Baba olmak nasıl bir duygu, sana neler kattı?
Baba olmak hem çok ağır bir sorumluluk hissi hem de hayatın en güzel rengi benim için. Kendi adıma baba olduktan sonra daha duyarlı, daha özverili, daha düzenli olduğumu söyleyebilirim.

DOĞADA KENDİMLE BÜTÜNLEŞİYORUM
Doğayla iç içe yaşayan birisin, doğa sana ne hissettiriyor?
Doğa benimle bütünleşiyor ya da ben doğada kendimle bütünleşiyorum diyelim. Doğada gerçekten bakarsanız görürsünüz, gerçekten dinlerseniz duyarsınız yani şu an aklıma gelmeyen ama büyük şehirlerin kaotik düzeninde yapmayı unuttuğumuz, insan olmaya dair ne varsa doğada bulabilirsiniz.
Datça Knidos’da evlenmiştin, neden Knidos, nedir seni orada çeken şey?
Aslında evlenmek için çıkılan bir rota değildi Datça bizim için. Knidos da öyle. Nişanlıydık ve sadece tatildeydik. Eşim de ben de ilk defa Knidos’a gitmiştik. Hala devam eden kazı çalışmaları, çalışmalardan ortaya çıkanlar, Deveboynu Feneri’nin bulunduğu koordinasyon ikimizi de çok etkilemişti. “Dönüp acaba burada evlensek mi” dedik ve bir gün sonra evliydik.
Sıkı bir sporcusun, ekstrem sporları denediğini görüyoruz, bu ara hangisine merak saldın?
Birçoğunu denedim desem yalan olmaz diye düşünüyorum. Denemekle kalmayıp her birinin en iyisini yapana kadar da devam ettim. En son kite surf’te kalmış olabilirim. Çünkü özellikle baba olduktan sonra bu gibi konularda çok da fazla risk almıyorum.

Çıkan yangınlarda seni orada görmek çok iyi geldi hepimize, nasıl bir duyguyla kendini orada buldun, nasıl bir geceydi?
Hepimiz biriz ve insanız. Peki doğayı insandan ayrı düşünebilir misiniz? Asla. Tam da bu hislerle elimden ne geliyorsa yapmalıyım mantığıyla yola çıktım. Az da olsa katkım olduysa bu beni çok mutlu eder.
Doğamızı korumak için acil olarak ne yapılmalı, ağaçlar yanıyor, su bitiyor, hava kirleniyor, birey olarak neler yapmalıyız?
Belki biraz klişe olacak ama daha duyarlı olmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Düşünsenize her birimiz bu gibi konularda duyarlılık farkındalığımızı arttırsak belki de sorun kendiliğinden ortadan kalkacak. İnsan çok yüce bir varlık öncelikle bunu hatırlamalı ve değerlerimize sahip çıkmalıyız.

GÜZEL HAYALLERİM VAR
Hayatı geldiği gibi yaşayan biri misin, planlar yapar mısın, mesela 10 yıl sonrası için bir hedefin var mı?
Hayatı geldiği gibi yaşayan biriydim ta ki oğlum dünyaya gelene kadar. Gelecek için hayallerim var tabi ki ama bunlar için çok da plan yaptığım söylenemez ya da söylenemezdi. Artık bir ailem var. Bu da daha planlı ilerleyip daha kapsamlı düşünmeyi gerektiriyor. 10 yıl sonrası için güzel hayallerim var. Gerçekleştiği zaman tekrar görüşürüz.
Doğası müthiş yerleri tercih ediyorsun, Kuzey Ege de bunlardan biri, sende nasıl bir anısı var?
Kuzey Ege’de çocukluğumun yaz ayları geçti. Seneler sonra Karadağlar dizi çekimleri Kuzey Ege’deydi ve uzun bir süre orada yaşadım. Yine bundan uzun seneler sonra tekrar aynı bölgede bir iş daha çektim. İnsanını, doğasını, havasını çok seviyorum. Kendimi ait hissettiğim nadir bölgelerden biri benim için.
Seyahat rotalarını nasıl belirliyorsun, ülkemizde birçok güzel ve bakir yeri senin sayende duyuyoruz, bu yaşam tarzına ve kafaya nasıl ulaştın?
Dediğim gibi kendimle bütünleşebildiğim yerlerde olmayı tercih ediyorum. Yeterince yoğun çalışıyoruz. Çalışırken zaman zaman şartlarımız zorlaşıyor ve kendimizi unutuyoruz. Bu yüzden ilk fırsatta kendimi iyi hissettiğim yerlere atıyorum.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
