Dünya insanı Fırat Çelik
Oyunculuk, dans, müzik… Paris’te şekillendirdiği sanat kariyerini Türkiye’de de sürdüren Fırat Çelik, gittiği ve yaşadığı yerlere diğer şehirlerden nosyonlar da götürdüğünü söylüyor ve ekliyor: Galiba ‘dünya insanı’ dediğimiz kavram biraz da buna çıkıyor. Hayata ve kendime, insanlara çok daha geniş bir perspektiften bakabiliyorum.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Tamer Yılmaz
Styling: Eylem Yıldız
Karizmatik, sıra dışı ve oldukça yakışıklı. Sert ifadesinin arkasında duran etkileyici bakışlarını, yeteneğiyle birleştirerek ortaya çıkardığı olağanüstü sahne performanslarıyla yurt dışında harikalar yaratan bir aktör. El attığı her işin altına imzasını atan ünlü oyuncunun yeni dizi projesi ‘Saklı’, Blu TV’de bu ay karşımızda olacak. İşinde oldukça iddialı, tavırlarıyla orijinal ve çok farklı bir adam. Tatlı-sert görünümü, değişik renkleri ve tarzı ile her rolün adamı olan oyuncu Fırat Çelik, çok özel bir çekimle bu ay Re Touch Mag sayfalarımızda…
Almanya, Tunceli ve sonrasında Paris üçgeninde çok farklı kültürler ve diller içinde yoğrulmak neler kattı hayatına?
Şu an siz bu şekilde söyleyince bir anda aslında ne kadar farklı kültürler dedim kendi kendime. Spesifik, şu karakteristik özelliklerim bu sayede oldu diyebileceğim bir şey yok ama her şeyden önce farklı kültürler demek daha fazla empati kurmak, farklılığın içindeki renkleri görmek, daha fazla deneyimlemek, daha çok gözlem yapmak gibi özellikleri katıyor insanın hayatına. İstanbul’dan Paris’e döndüğüm her an bile aslında iki farklı Fırat olduğunu görüyorum. Yaşadığı yere çabuk adapte olan biriyim ve bu da aslında beni farklı şehirlerde yaşadığım için her gittiğim yerde farklı kılıyor. Ve tabii gittiğim, yaşadığım yerlere diğer şehirlerden nosyonlar da götürüyorum. Galiba ‘dünya insanı’ dediğimiz kavram biraz da buna çıkıyor. Hayata ve kendime, insanlara çok daha geniş bir perspektiften bakabiliyorum.

İnsanın doğduğu yer mi, doyduğu yer mi daha önemlidir sence?
Doğduğun yeri seçemiyorsun ama doyduğun yeri eğer şartlar da elveriyorsa sen kendin seçebiliyorsun. O nedenle doyduğun yer diyebilirim rahatlıkla. Ancak doğduğun yerle de bence kadersel, görünmez bir bağın oluyor. O nedenle o da ayrı kıymetli.
Oyunculukla tanışma anını anlatır mısın, nasıl başladı bu yolculuk?
Oyunculukla tanışma anım biraz klişe olacak ama ünlü bir yönetmenin beni keşfetmesiyle oldu. İnsan bu hikayelerin geçmişte kaldığını ya da sürreal olduğunu düşünüyor ama yaşanıyor gerçekten de. Bir gün tamamen tesadüf eseri bir şekilde Thierry Harcourt ile tanıştım. “Seni tanımıyorum ama bir projem var, uygun olabilirsin o karaktere” dedi. 1.5 yıl boyunca onunla çalıştım. 20’li yaşlarımın başına denk gelir bu dönem ve galiba o yıllar için oyunculuktan zevk aldığım ve meslek olarak yapmaya karar verdiğim dönem diyebilirim. Bu proje Anthony Burgess’in yazdığı ve efsanevi Stanley Kubrick’ten izlediğimiz ‘Otomatik Portakal’dı. Dünyada ilk defa tiyatro oyunu olarak sahnelenecekti. Haftanın 6 gecesi kapalı gişe oynadık. O dönem hep şu soruyu duyuyordum: “Siz kimsiniz, nereden çıktınız? Biz sizi daha önce nasıl görmedik?” Bu oyunun ardından birkaç oyunda daha ve de bir televizyon dizisinde rol aldım. Ardından ‘Welcome’ adında bir sinema filmi geldi. Sonra zaten Türkiye’deki yolculuğum malum.

‘SAKLI’NIN YERİ BENDE HER DAİM ÖZEL KALACAK
Yurt dışında başladığın oyunculuk kariyerine Türkiye’de devam etmek nasıl oldu, genellikle tersi olur çünkü?
Tabii ki Paris’te yaşadığım için bir anda Türkiye’de dramatik yapısı çok güçlü projelerde rol almak zorluydu benim için. Çünkü her şeyden önce duygu durumunu hep konuştuğun dille ifade etmek çok önemli. Paris’te yaşayıp bu mesleği orada icra ederken bir anda kendimi Türkçe dilinde önemli dram projelerinde buldum.
İlk oynadığın rol ve bir anısı var mı sende?
Nino karakteri; Cosa Nostra adlı kısa filmden. 3 günde çekmiştik; ilk rolümdü. Hatta bende onun görüntüleri de var. Tiyatro için de tabii ‘Otomatik Portakal’ı söyleyebilirim. Dünyada ilk kez bu metin tiyatroda sahnelendi. Benim için çok heyecan vericiydi.

Paris’te tiyatro yaptın, önemli oyunlarda oynadın, Türkiye’de de böyle bir planın var mı?
Çok istiyorum aslında ama Paris-Türkiye hattındaki trafiğimde şu sıralar biraz zor ancak çok beğendiğim bir metinle sevdiğim bir yönetmenin kapısını çalabilir veya gelecek bir teklife hemen sıcak bakabilirim de bir yandan.
Yeni projen Saklı’dan bahseder misin, nasıl bir rol ile karşımızda olacaksın? Saklı, güçlü bir uyarlama; orijinalini izlemiş miydin? Yerli versiyonunu orijinalinden ayıracak en önemli unsurlar neler?
Orijinali ‘The Affair’; gerek hikaye gerek anlatım dili ve de oyunculuklar açısından çok güçlü bir proje. ‘Saklı’da da özgün doneler katarak o güçlü dili yakaladığımıza inanıyorum. Benim için çok keyifli, zorlayıcı ve de yeri her daim özel kalacak bir proje. ‘Saklı’da Ozan karakterine hayat veriyorum. Güzel bir evliliği, sevgi dolu bir ailesi var. Aslında Ozan için her şey adeta güzel bir resim tablosu gibi. Ancak aslında derinlerde bazı hislerinde ve de tutkuda bir boşluk var ve o boşluk bir anda Ozan gibi evli olan Aslı’yla (Hazar Ergüçlü) karşılaşmasıyla doluyor. Sonrasında da çok ciddi bir vicdan muhasebesi ve de kişisel çatışma başlıyor.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
