Aslolan aşka sadakattir
Sanata yüreğini, sesini ve tüm benliğini adayan, bu sayede herkesin içindeki hikayeyi anlatabilen oyuncu Yetkin Dikinciler, aşk ile ilgili yorumuyla da bizi bizden alıyor: Birinin aşk anlayışı olması için, aşkı anlamış olması gerekir. Sadakat çok önemli, aşka sadakattir aslolan. İlişkiyi samimiyetle yaşamaktır aşk.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Onur Eşiyok
Styling: Melen Naz Çılgın
Mekan: Radisson Blu Ottomare
Tiyatro sahnesinden film setlerine, oradan dizilere, sonra tekrar sahneye koşan ve bunu kendine bir hayat biçimi olarak benimsemiş bir sanatçı Yetkin Dikinciler. Müthiş oyunculuğuyla Nazım’ı anlatırken, ‘Babam ve Oğlum’da Salim olup koşuyor, ‘Barbaroslar’da İshak Reis haliyle düşmanlarına kılıç sallıyor, ‘Yeşilçam’ dizisinde Reha Esmer olarak janti bir beyefendiye dönüşüyor, sonra da tekrar tiyatro sahnesine geçip ‘Profesyonel’de harikalar yaratıyor. Oyunculuk onun yaşam alanı, nefes alma sebebi, meditasyonu, hayata bakışı. Gerçek bir İstanbullu. Herkesin sevdiği ve bağrına bastığı sanatçı Yetkin Dikinciler ile hayatı düşünmeye, algılamaya ve en önemlisi de yaşamaya dair keyifli bir söyleşiye imza attık.
Tiyatro ile tanışmanızda hangi isimler size yol oldu, bu kadar iyi bir oyuncuyu kim keşfetti?
Mimar Sinan Tiyatro Bölümü’nü bitirdim. Müşfik Kenter’in öğrencisiyim ben. Aslında Yıldız Kenter beni bu mesleğe yöneltti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okuyordum. Çarşamba günleri Yıldız Hanım’ın verdiği kurslara katılırken, “Sen oyuncu olmak ister misin” dedi, ben de “Olurum” dedim. Beni böylece keşfetti. Beni oyunculuğa yönlendirdi, bizlere ışık tuttu aslında. Yeri gelmişken yakın zamanda kaybettiğimiz değerli büyüğüm Ferhan Şensoy’u da anmak isterim. Antalya Devlet Tiyatrosu’ndaydım. Ferhan Abi, ‘Haneler’ adlı oyununu hem yazmış hem de yönetmişti, unutulmaz bir deneyimdi benim için. Onunla çalışmak harikaydı, özlemle yad ederek başlayalım derim. Ferhan Şensoy tiyatroda bir devrim yaratmıştır, neler demeyelim ki onun için. Müthiş bir fikir adamı ve tiyatro sevdalısıydı.

HERKES İÇİNDE BİR OYUNCU TAŞIR
Alaylı veya konservatuarlı diye süregelen bir kavga vardır, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Şundan veya bundan oyuncu olur mu diye sorulur. Genel cevabı aslında oyuncu insandan olur. Şu da bu da o da insandır, yoluna çıkan herkesten oyuncu olur. Bazen de tamamen kendi iç yolculuğundan olur. Bu yüzden sürekli beslenmeye devam etmek lazım. İnsanlığın başlangıcından bu yana Homoludens yani oynayan insanız aslında. İçimizde taşıdığımız zaten o oynayan insan yani. Oynayarak büyüyen gelişen keşfedendir insan, herkes içinde bir oyuncu taşır.
İyi oyuncu olmanın püf noktaları var mıdır?
İçeriden gelir, dışarıdan beslenir, yetenek ve çalışmayla pekişir. Aslolan tiyatro ya da sanatın buluşma halidir. Müşfik Hoca “Etiketleri bırakın da insan olmaya bakın, insan kalmaya bakın” derdi. Püf noktası da burada. Hayatı ıskalamayan kişi iyi oyuncu olur. Olanın bitenin farkında olmayan, etrafını göremeyen insan, sadece kendi çöplüğünde oynar diyebiliriz. Halbuki, başkalarının hikayelerini üstlenip anlatan kişidir oyuncu. Seyirci gelir “Ben bunu böyle düşünmüştüm ama anlatamıyordum ne güzel anlattılar” derse tamamdır. Yeryüzünde ne kadar insan varsa o kadar da hikaye vardır. Anlatamayanlara aracı olmaktır iyi oyuncu olmak. Düşünceleri, duyguları ve hayatı ete kemiğe büründürmektir iyi oyuncu olmak. Hayatı ve insanı önemsediği için ben tiyatroyu çok seviyorum. Yaşamaya devam ettikçe oyunculuğumuz büyür, gelişir ve olur.

BANYO ŞARKICISIYIM!
Tiyatroda ve televizyonda hangi oyunları oynuyorsunuz şu anda?
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Sırp yazar Duşan Kovaçeviç’in yazdığı ‘Profesyonel’ adlı oyunumuzda 11. yılı bitirdik. Işıl Kasapoğlu sahneledi, Bülent Emin Yarar ile birlikte oynuyoruz ve tam 11 yıldır devam ediyor. Muhteşem bir oyun, bir yüzleşme oyunu Profesyonel. Parantez içinde dediğimiz, tekstte bulunan ama sahnede okunmayan bölümlerin de okunduğu bir tiyatro biçimi ve seyirci çok sevdi bu durumu. İnteraksiyonel bir oyun, soru cevap şeklinde devam ediyor ve seyircinin çok hoşuna gidiyor.
Sabri Tuluğ Tırpan, Cevat Şakir Kabaağaçlı nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın yazdığı ‘Mavi Sürgün’ adlı kitabı, eser olarak besteledi. Senfonik bir yapı çıktı ortaya, Feryal Öney şarkılar söylüyor, birlikte sahnedeyiz, ben de bütün hikayeyi anlatıyorum arada şarkıcık da söylüyorum. Şarkı söylerim gibi bir iddiam yok ama banyo şarkıcısıyım diyebilirim. Özellikle bu oyunu, Bodrum’da oynamak çok iyi geldi hepimize, çünkü Halikarnas Balıkçısı’nın sürgündeyken Bodrum’u yaratma hikayesi bu.
İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu ile Nazım Hikmet’in ‘Yarın’a Davet’ adlı bir gösterimiz var. Arada onu da sahneliyoruz.
Mümkünse sinema filmi yapıyorum. Blu TV’de yayınlanan ‘Yeşilçam’ın 2. sezonu başladı. Ayrıca TRT’de ‘Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı’ dizimiz de bu sezon başladı.

Aslen nerelisiniz?
Hiç oralı değilim:) Ama gerçek İstanbullu bir aileyiz diyebilirim. Ne zaman Balkanlara gitsem “Sen buralı mısın” derler, renklerimden dolayı sanırım. Ya da Karadenizlilere benzetilirim. Doğma büyüme İstanbul Aksaraylıyım. Baba tarafım uzun kuşaklardır, Kumkapı, Samatya ve etrafı yani sur içinden. Anne tarafım ise Egeli. Denizli, Nazilli tarafları, anneannem tam bir Yörük kızıymış, böyle bir karışımdan ben doğmuşum tek çocuk olarak. Benim ise 2 çocuğum var, ilk eşimden olan oğlum 17 yaşında oldu. Kızım ise henüz 3.5 yaşında. Bizim ailede, tek çocuk olmam sadece fiili. Kalabalık bir ailede Aksaray’da müstakil kocaman bir evde hep birlikte büyüdük. Kapılar açık, halalı, teyzeli, yengeli, çok kalabalık büyük bir aileyiz. Kahvaltı masaları, beraber yenen yemekler, hoş sohbetler hep oldu. Kuzenim Tan var, kardeşim derim kendisine, Tuba ve Tayfun yani diğer kuzenler hiç ayrılmadık. Annem 2007’de göçtü bu dünyadan, onu da yad ederek, yeni gelen bireylerlerle soframızı hiç kapatmadan büyüten kocaman sevgi dolu bir aileyiz.
Röportajın devamını okumak için tıklayın…
