House of Gucci ve 100 yıllık imparatorluk
Gucci denildiğinde akıllara ikonik logoları, Tom Ford dönemi ya da moda haftasına damgasını vuran nefis tasarımları gelebilir. Ancak kim ne derse desin ünlü marka son zamanlarda House of Gucci filmiyle yeniden altın çağına girdi. İhanet, hırs ve entrikalarla dolu Gucci hanedanının yükseliş ve çöküş hikayesini gelin birlikte keşfedelim.
Derleyen: Buse Turan
Son zamanlarda adından House of Gucci filmiyle de epey söz ettiren ve dünyaca ünlü marka olan Gucci’nin varoluş hikayesini daha önce okumuş muydunuz? Peki ya Gucci cinayetinin arkasında yatan nedenleri? Kostüm, aksesuar ve ünlü oyuncuları ile gündeme düşen meşhur filme de ayrıca değineceğiz ama öncesinde tüm moda severlerin gönlünü fetheden Gucci’nin ilk adımlarıyla başlayalım.

LONDRA’DAN İLHAMLA BİR MARKANIN DOĞUŞU
26 Mart 1881 yılında basit bir İtalyan deri üreticisinin oğlu olarak dünyaya gelen Guccio Gucci, deri tasarım valizlere ilk kez Londra’daki Savoy Hotel’de asansör operatörü olarak çalıştığı sırada gönlünü kaptırdı. Bu seyahati sırasında edindiği tecrübe ve estetik anlayışını Floransa’ya geri döndüğünde hayata geçirmeyi hedefliyordu. Seneler içerisinde kendini ve tasarımlarını geliştiren Guccio, 1921 yılında kendi deri ürünleri mağazasını açtı. Londra’dan aldığı ilhamı tasarımlarına yansıttı ve hızla yükselişe geçti. Artık uluslararası müşterileri vardı ve çanta, sandık, eldiven, ayakkabı, kemer gibi birçok deri aksesuar ondan soruluyordu.
BASTON SAPLI ÇANTANIN ATASI
40’lı yıllarda Gucci bir yeniliğe daha gitti ve farklı malzemelerle deneyler yaptı. Keten, ve jüt kumaşlar ile oynadı. En dikkate değer yeniliği, bir eyerin şeklinden ilham alan bambu çantanın sapını yaratmak için bastonu parlatmak oldu.

BABAYI ONURLANDIRAN YÜKSELİŞ
Gucci ve eşi Aida Calvelli altı çocuk yetiştirmişti ve Gucci’nin 1953’te ölümü üzerine dört oğlu; Aldo, Vasco, Ugo ve Rodolfo işi devraldı. Şirket yönetimi kardeşlerin eline geçince anlaşmazlıklar başladı elbette ama henüz Gucci markası bundan etkilenmiyordu. Hatta 60’lı yıllarda Gucci ürünleri zamansız tasarımlarıyla ünlendi. 70’lerin başında Uzak Doğu’yu da fetheden marka, dünyanın birçok yerinde mağaza açtı. Artık birbirine kenetlenmiş çift G logosunu bilmeyen kalmamıştı. Logoyu ölmüş babalarını onurlandırmak için tasarlayan 4 erkek kardeşin, aksesuarlardan sonra hazır giyim koleksiyonları da idol haline geldi. 1981’de Floransa’daki ilk defilesini gerçekleştiren Gucci, artık hem çok ünlü bir marka, hem de halka açık bir limited şirketiydi.
MELLO VE TOM FORD DÖNEMLERİ
Zaman zaman kardeşlerin yaşadığı anlaşmazlıklar ve aile içinde yaşanan entrikalar sebebiyle stratejik hatalar yaptığı görülen Gucci, hisselerinin halka açılmasıyla 1990’ların başında artık tamamen yatırım şirketi Investcorp’un eline geçti. Bu noktada şirket bünyesinde, özellikle de kreatif bölümde bazı radikal değişiklikler olmaya başladı. Şirketin yeni sahibi Bergdorf Goodman, Dawn Mello’yu Gucci’ye yeni bir soluk getirmek için işe alındı. Yeni kreatif direktör olan Mello bambu çanta ve loafer’lar da dahil olmak üzere şirketin en çok satanlarının yeniden yorumlanmasıyla Gucci’nin yeniden doğuşunu başlattı. Elbette güzel bir başarıydı bu ama yeni tasarımcı olarak işe alınan Tom Ford dönemine kadar, marka eski başarısına geri dönemedi. Bugün bir kesim için hala Gucci markasını üne kavuşturan Tom Ford, 2004 yılında Gucci’den ayrıldı. Bugün Kering Grubu’na bağlı ikonik bir moda markası olan Gucci bünyesinde aileden tek bir isim dahi yok ama marka zamansız lüks ve İtalyan mükemmelliğini hala koruyor.

İHANET, HIRS, AÇGÖZLÜLÜK VE CİNAYET
Şimdi gelelim House Of Gucci filmine… Tüm moda severler gibi ben de filmin vizyona girdiği ilk gün koşarak sinemaya gidenlerdenim. Birbirinden ünlü oyuncularıyla da isminden söz ettiren filmde, Lady Gaga, Adam Driver, Al Pacino, Salma Hayek, Jared Leto ve Jeremy Irons gibi yıldız isimler yer alıyor. Filmde hırs, açgözlülük, ihanet, entrikalar, finansal hatalar, yüksek moda ve cinayet göreceğinize sizi temin edebilirim. Filmde markayı Gucci’nin oğullarından Aldo ve Rodolfo’nun yönettiğini göreceksiniz. Aldo rolünde Al Pacino, Rodolfo rolünde ise Jeremy Irons var karşımızda. Oyunculukları konuşmamıza bile gerek yok. Kostümler, aksesuarlar hepsi dönemi yansıtıyor. Özellikle aksesuar sponsorunun Bvlgari olması da oldukça ses getiren bir işbirliğiydi, çok doğru bir tercih olmuş.
Gucci hanedanının en trajik olayı da filmde çarpıcı bir şekilde ele alınıyor. Film, Rodolfo Gucci’nin oğlu ve moda evinin 1983-93 yılları arasında başkanı olan Maurizio Gucci’nin, ihanete uğrayan eski eşi Patrizia Reggiani tarafından kiralık katil tutularak öldürülmesiyle son buluyor.
Yönetmen Ridley Scott’ın eşsiz kurgusuyla hikayeyi izlerken aklınıza hemen şu soru geliyor: Bu film kaç Oscar alır?
