Sessizce ilerliyor, fark edilmezse körlüğe sebep oluyor: Glokom
Glokomun tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen ilk beş körlük nedeni arasında yer alıyor. Medline Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından glokomda erken tanının önemine dikkat çekti ve önemli bilgiler verdi.
Glokom, halk arasındaki adıyla göz tansiyonu, genellikle belirti vermeksizin gizlice ilerleyen yaygın bir göz hastalığı olarak tanımlanıyor. İhmal edilirse kalıcı görme kaybına neden olabilen bu hastalık her cinsiyet ve yaşta görülse de 40 yaşın üzerindeki bireyler daha riskli grubu oluşturuyorlar. Bu nedenle özellikle ailesinde glokom olanların yılda bir defa kontrolden geçmesi önem kazanıyor.
Erken tanı önemli
Yeni doğmuş bir bebekten ileri yaştaki bireylere kadar herkeste görülebilen glokom sinsice ilerleyen ancak rutin kontrollerle saptanabilen bir sorun. Hastalık, göz içerisindeki sıvı basıncının göz sinirlerine hasar vermesi sonucu gelişiyor. Sinirlerde ilerleyen hasarın ileri evrelerde görme alanında kusur yaratması sonucu görmede azalma, çevre görüşü kayıpları ve kalıcı görme kayıpları yaşanabiliyor. Görme kayıplarına varan sonuçlar yaşanmasının en büyük nedeni ise hastalığın tanısında geç kalınması oluyor. Oysa ki düzenli kontrollerde yapılan göz tansiyonu ölçümü ve görme sinirinin durumunun değerlendirilmesi ile glokomu saptamak ve erken tanı ile tedavi etmek mümkün olabiliyor.

Yaş ilerledikçe risk artıyor
Hastalık ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ayrıca ailede glokom öyküsü olması, sigara kullanımı, diyabet hastalığı, migren, yüksek veya düşük tansiyon varlığı, uzun süre kortizon tedavisi alınması, göze alınan darbe öyküsü, miyopi veya yüksek hipermetropi halinde kişilerde glokom gelişme riski artıyor. Bunların yanı sıra diğer bazı rahatsızlıklar veya kullanılan kimi ilaçlar da glokoma yol açabiliyor.
Hastalık iki grupta inceleniyor
Göz tansiyonu yükseldiğinde baskı yaparak göz sinirlerine hasar veriyor. Hastalık açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere iki ana grupta inceleniyor. Açık açılı glokom, hastada herhangi bir şikâyete yol açmadan sinsice ilerliyor. Bu nedenle rutin göz muayenesinde, 30 yaş üzeri hasta grubunda göz tansiyonu da mutlaka ölçülüyor. Kapalı açılı türünde ise hasta glokom kriziyle hekime başvurabiliyor. Şiddetli göz ve baş ağrısı, görmede bozulma, mide bulantısı hatta kusmaya bile rastlanabiliyor. Bazı hastalarda, göz tansiyonu normal sınırlarda olmasına rağmen yine de sinirlerde hasar gelişebiliyor. Bu grup “normal tansiyonlu glokom” adıyla ifade ediliyor. Bir diğer grup hastanın göz tansiyonu yüksek olsa da herhangi bir hasar vermediğinden “oküler hipertansiyon” olarak tanımlanıyor. Söz konusu hastaların bir kısmında yıllar içerisinde hasar gelişme riski olduğundan, belli aralıklarla takip gerekiyor.
Tedavi şekli değişebiliyor
Açık açılı glokom tiplerinde, öncelikle göz damlalarıyla göz tansiyonu düşürülmeye çalışılıyor. Bazı hastalarda ilk tercih olarak lazer uygulanabilirken, bazılarında ise ilaca direnç gelişebiliyor veya göz tansiyonu istenildiği kadar düşmeyebiliyor. Bu durumda göz içi sıvısının dışa akması için yeni yollar açmak amacıyla cerrahi tedavi devreye giriyor. Kapalı açılı glokom tipinde ise acil müdahaleyle göz tansiyonu hızla düşürülmeye çalışılıyor. Burada duruma göre serum, lazer veya ameliyat tercih ediliyor. Çocuklarda görülen doğuştan gelen glokomda ise ilaç tedavisi denenebiliyor. Eğer tedaviden yanıt alınmazsa cerrahi uygulamak gündeme gelebiliyor.
Hasar geri düzelmiyor
Glokom tanısında geç kalınması, tedavinin gerektiği zamanda yapılamamasına yol açıyor. Zamanında tanı konulup, tedaviye başlanmazsa hastalık kalıcı görme kaybına neden oluyor. Tanı konulduğunda eğer gözde bir miktar hasar gelişmişse bu durum da kalıcı olabiliyor. Tedavide amaç glokom tablosunun ilerleyişinin durdurulması oluyor. Ne yazık ki oluşmuş hasar geriye dönmüyor. Tedavi genellikle ömür boyu devam ederken hastaların doktorun belirleyeceği belli aralıklarla kontrollerini yaptırması gerekiyor.
