Grand Hyatt Istanbul’da Fransız Brasserie Deneyimi
Grand Hyatt Istanbul, The Library’de hayata geçirilen “L’Entrecôte at Library” pop-up’ı ile Fransız mutfağının zamansız brasserie klasiklerini İstanbul’a taşıyor. Projenin arkasındaki isimler, Executive Chef Sébastien Roux ve Sous Chef Vincent Lejeune, bu özel deneyimin mutfak yaklaşımını ve ilham kaynaklarını anlatıyor.
Grand Hyatt Istanbul’un dünya mutfağına odaklanan gastronomi yolculuğu, Hindistan ve Kore’nin ardından bu kez Fransız mutfağının en sevilen klasikleriyle devam ediyor. 1 Aralık 2025 – 15 Şubat 2026 tarihleri arasında The Library’nin sıcak atmosferinde konumlanan “L’Entrecôte at Library”, Fransa’dan gelen şeflerin imzasını taşıyan özel bir pop-up deneyimi olarak öne çıkıyor. Fransa’nın köklü gastronomi geleneğini merkeze alan bu proje, klasik brasserie mutfağını incelikli detaylarla İstanbul’a taşıyor.
“L’Entrecôte at Library” konsepti nasıl ortaya çıktı?
Bu proje, Grand Hyatt Istanbul Genel Müdürü Rufat Babayev’in İstanbul’da geçici bir Paris brasserie’si yaratma önerisiyle şekillendi. The Library alanında sıcak ve samimi bir atmosferde geleneksel Fransız mutfağını sunma fikri, Executive Sous Chef Vincent Lejeune, Executive Chef Yusuf Gülyiyen ve Sous Chef Roy Retman ile birlikte geliştirildi. Fransa ile Türkiye arasındaki bu gastronomik etkileşim, hem kültürel hem de insani açıdan son derece besleyici bir deneyim sundu.
Klasik Fransız mutfağını modern sunumlarla birleştirirken hangi teknikleri ön plana aldınız?
Menüde Fransız brasserie’lerine özgü, vazgeçilmez klasiklere odaklandık. Tatlılar da Fransa genelinde bilinen geleneksel tariflerden oluşuyor. Crème brûlée, hafif vanilyalı kreması ve karamelize üst katmanıyla bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri. Grand Marnier ile flambé edilen crêpes Suzette ise hem teknik hem de sunum açısından menünün en dikkat çekici tatlılarından biri. Flambaj, misafirlerin gözleri önünde gerçekleştiğinde yemeği zarif bir ritüelle tamamlıyor.
Teknik açıdan sizi en çok zorlayan tabak hangisi oldu?
Terrine de foie gras, menüde en fazla ustalık gerektiren tabaklardan biri. Foie gras son derece hassas bir ürün olduğu için sinirlerinin dikkatle ayıklanması gerekiyor. Tatlandırma aşamasında tuz, karabiber ve alkol dengesi büyük önem taşıyor; ürünün doğal aroması her zaman ön planda kalmalı. Düşük ısıda, bain-marie yöntemiyle yapılan pişirme ise ipeksi dokuyu ve aromatik dengeyi sağlıyor.
Yerel ürünler Fransız mutfak yaklaşımınıza nasıl entegre oldu?
İstanbul’da keşfettiğimiz yerel bir Türk biberini œufs mimosa tarifinde kullandık. Bu dokunuş, tarifi değiştirmeden hafif baharatlı ve Akdeniz karakterli bir derinlik kazandırdı. Yoğurt ise bizi en çok şaşırtan ürünlerden biri oldu. Fransa’da daha sınırlı alanlarda kullanılan bu ürünün Türkiye mutfağındaki çok yönlü kullanımı, gelecekteki tariflerimiz için ilham verici.
Bu pop-up’ta mutfakta temel prensibiniz neydi?
Otantiklik bizim için en önemli ilke oldu. Fransız brasserie mutfağının karakteristik tariflerini mümkün olduğunca özgün halleriyle sunmak istedik. Bazı reçeteler yerel ürünlere uyum sağlasa da, menünün temelinde Fransız mutfağının yüzyıllara dayanan teknik disiplini ve birikimi yer alıyor.
Misafirlerin bu deneyimden nasıl bir izlenimle ayrılmasını hedefliyorsunuz?
“L’Entrecôte at Library” ile misafirlerimize bir gastronomi yolculuğu sunmak istiyoruz. Fransız brasserie mutfağını ilk kez deneyimleyen ya da yeniden keşfeden herkesin, burada ya da Fransa’da bu zarif ve cömert lezzetleri yeniden tatma isteğiyle ayrılmasını önemsiyoruz.
