Sorry, no posts matched your criteria.

Selin Şekerci: Kendi değer yargılarıma göre yaşarım

Anlamlı, iri gözleri ve vahşi güzelliğiyle ekranların yeri ayrı yeteneklerinden Selin Şekerci, hayatı akışta yaşayan halini şöyle özetliyor: Kendi değer yargılarıma göre yaşarım. O da hep içimden geldiği gibi hareket etmeme sebep oluyor. Kendim gibi yaşıyorum, Selin’e göre.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraflar: Lara Sayılgan
Styling: Ces’t la Vie
Video: Ünal Avcı
Saç: Mertcan Pekgüzel
Makyaj: Murat Akbulut 
Fotoğrafçı asistanı: Salih Yılmaz 
Styling asistanı:: Catchup Balat

Asaleti, duruşu ve güzel fiziğiyle sıra dışı bir oyuncu. Hayatını akışta yaşayan ender güçlü kadınlardan biri. Kendi kurallarını ve kendine has değer yargılarını belirlemiş, onların peşinden giden, kalıpların içinde ama kalıpların dışında yaşayan bir yetenek. Farklı, cesur, iddialı ve yaratıcı bir oyuncu. Kanal D ekranlarında yayınlanan ‘Kraliçe’ dizisinde, güçlü olmak için duygularını ikinci plana atmış bir kadın olan Zeynep’i canlandıran başarılı oyuncu Selin Şekerci, yarattığı karakter gibi güçlü ve her duygusunu belli etmeyen vakur bir kadın. Balat sokaklarında gerçekleştirdiğimiz harika bir çekim ve tüm güzelliğiyle bu ay sayfalarımızda Selin Şekerci var…

Köklerin Arap ve Azeri ama İzmir buluşma noktanız olmuş, bu eklektik aileyi ve kendini biraz anlatır mısın?

Anne tarafım Azerbaycan kökenli, baba tarafım 7 göbek İzmirli. Ama babamın babaannesinin Arap kökeni var, beni de ona benzetirler.

İlk kamera karşısına geçişin nasıl oldu, ilk rolünü ve ilk heyecanını hatırlıyor musun?

İlk kamera karşısına bir reklam filmi ile geçmiştim ve henüz lise öğrencisiydim. Devlet Tiyatrosu’na gelmişlerdi cast için, tesadüf eseri ben de oynadım. Levent Semerci’nin çektiği bir reklam filmiydi. Sonrasında İzmir’de çekilen ‘Kavak Yelleri’ ve ‘Melekler Korusun’ dizileri peş peşe geldi. Heyecanlı mıydım bilmiyorum ama tiyatrodan sonra çok da bayılmamıştım kamera önü oyunculuğuna ve hayatımın da merkezinde olmasını da hiç beklemezdim.

İlk sinema filmin hangisiydi, var mı anılarından güzel bir anekdot?

Şerif Gören’in çektiği ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ ilk sinema filmim. Yeşilçam’da harikalar yaratan ödüllü bir usta ile ilk oldu deneyimim. Benim için değişik bir okul gibiydi. Çünkü eski yöntemlerle çalışıyordu Şerif Hoca. O zamanın disiplinine alıştırıp her şeyi öğretti hepimize.

DİJİTAL İŞİN RAHATLIĞI BAMBAŞKA

Hem televizyon hem de dijital kanallarda rol alan bir oyuncu olarak sence televizyonun tahtını dijital platformlar alıyor mu, ne düşünüyorsun bu konuda?

Onun için hala bir süreye ihtiyaç var, çabuk olabilecek bir şey değil. Benim annem dijital platformları takip etse de, TV’den vazgeçemiyor mesela. Ama ben bir oyuncu olarak o konforu tercih ediyorum, dijital işin rahatlığı bambaşka. Daha az kısıtlandığımız bir mecra. Yaratıcılığı da etkiliyor doğal olarak.

‘Kraliçe’ dizisi yeni televizyon projen, nasıl bir hikaye, sen neresinde yer alıyorsun?

‘Kraliçe’, kardeş olmayı öğrenen 3 kardeşin yolculuğunu da içinde barındıran bir hikaye. Herkesin yetenekleriyle ve defolarıyla aile olmaya çalıştığı bir hikaye.

Canlandırdığın Zeynep karakteri katı, duygularını kaybetmiş bir kadın hissi verdi bana, sence duygusuz bir kadın mı Zeynep? Duygularınla baş etme metotların nelerdir?

Duygularını kaybetmiş değil de güçlü olmak için duygularını ikinci plana atmış diyelim. Sevdiklerinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyan biri. Benim bir metodum var mı bilmem ama uzun zamandır terapi alıyorum, meditasyonumu da eksik etmem. Çok da her duygumu belli etmekten de hoşlanmam zaten.

Tiyatro oyunun ‘Sığınak’ta nasıl bir karakteri canlandırıyorsun, tiyatro mu dizi mi sana daha çok zevk veriyor?

Ayrı apayrı şeyler ama tiyatro benim ilk aşkım, bambaşka bir duygu. Yerini hiçbir şey dolduramaz. ‘Sığınak’ta oynadığım karakterimin bir adı yok. Zaten kimliksizliği, köksüzlüğü anlatan bir oyun ve ben de kök salmaya çalışan bir mülteciyi canlandırıyorum.

Sektörde oldukça farklı yüz hatların ve güzel iri gözlerinle gerçekten fark yaratıyorsun, bu sence bir dezavantaj mı, avantaj mı?

Bilmem hiç böyle düşünmemişim. Avantaj olduğu kadar dezavantaj da oluyordur illaki. Çünkü kalıplaşmış bir güzellik algısı var ve ona uymadığım noktalarda bir şeyleri kaçırmama sebep oluyordur.

Röportajın devamını okumak için tıklayın…