Sorry, no posts matched your criteria.

Sanki bu döneme ait değilim

Oynadığı her rolün hakkını vererek hayranlık uyandıran Pınar Deniz, en çok tarihi karakterlere ilgisi olduğunu söyledi: Geçmişe özlemim büyük, sanki bu döneme ait değilmişim gibi. O yüzden dönem işlerini ve geçmişte var olan karakterleri canlandırmayı çok istiyorum.

Röportaj: Mukaddes Kaya
Fotoğraf: Jiyan Kızılboğa
Styling: Boreal Brandlifting

Kuğu gibi bir fizik, zarif bir çekicilik ve asil bir duruş. Oyunculuğu ise tartışılmaz, çünkü çok yetenekli. Doğallığının ve çocuksu tavırlarının altında yatan seksapalitesi ile  harmanlanmış bir güzelliği var. Yemyeşil yosun gözleri, masumiyeti, güzel fiziği, çekiciliği ile sanat dünyasının parlayan yıldızı Pınar Deniz. Samimi, neşeli, kalbiyle konuşan, hayattan ne istediğini bilen, bir sanatçıda olması gereken tüm birikim ve bir aktristte olması gereken tüm özellikleri karakterinde toplamış dupduru bir kadın. ‘Kırmızı Oda’ dizisindeki performansıyla gündemden düşmeyen güzel sanatçı, her rolü oynayabilme özelliği ile de hayranlık uyandıracak derecede iyi bir oyuncu.

Adana’nın sanatçı bereketi hakkında neler söyleyebilirsin, sizin genlerinizde ne var böyle de bu kadar yeteneklisiniz?
Çok teşekkür ederim öncelikle. Var havasında suyunda bir şey cidden. Hikayesi pek, insanı çok tutkulu bir memleket. Hep bir coşkun hal, hep bir anlatma isteği… Samimiyetine inandırıyor seni. Adana‘da büyümedim ama orada yaşayan o kadar acayip insanlar tanıyorum ki; ailem dahil hepsi başlı başına bir roman kahramanı gibi.

Oyuncu olmaya tesadüfen mi karar verdin, bir seçim miydi?
Asıl seçimim oyuncu olmak değildi açıkçası. Çocukken şarkı söylemeyi çok sevdiğim için kendimi hep sahnede ya da bir müzikalin içinde hayal ederdim. “Ben oyuncu olmalıyım” demedim hiçbir zaman. Birkaç kere klasik keşfedilme hikayesi başıma geldiyse de o zamanlar o kadar idealisttim ki gelen tekliflere gülüp geçiyordum. Asla dış görünüşümün içinde olduğu bir iş yapmayacağım diyordum ve tabi ki ne oldu? “Asla dediğiniz ne varsa kapının ardındadır” derler ya; aynen öyle oldu. İlk deneme çekimimde kabul edildim ve kendimi bir anda sette kamera karşısında buldum. İyi ki de öyle olmuş. İyi ki o kadar büyük konuşmuşum da böylesine büyük güzellikler sunmuş hayat bana.

HAYATI ‘FARKINDA YAŞAMAK’ BAŞLI BAŞINA BİR EĞİTİM

Ne eğitimler aldın, oyuncu olarak kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?
Konservatuar eğitimim yok ama kendimi her anlamda geliştirmek üzerine yaşıyorum diyebilirim. Özel birçok kurstan eğitim aldım, workshoplara katıldım, oyuncu koçlarıyla çalıştım ama ben bu kuramsal eğitimden ziyade hayatın getirdiklerinin, öğrettiklerinin çok daha büyük bir ders olduğunu düşünüyorum. ‘Farkında yaşamak’ başlı başına bir oyunculuk eğitimi bence. Kendi farkındalığımı artırmakta okuduğum kitapların, nefes terapilerinin çok etkisi oldu. Kendimin en iyi ve nötr halini bulmalıyım ki karakterlere yargısız ve derinden bağlanabileyim. Yaptığım işin temelinde duygu var ve etrafımdaki duyguları gözlemlemeye ve onları anlamaya çalışıyorum. Çok okumak, izlemek, görmek, sanatın her alanına ucundan da olsa dokunmak beni çok besliyor.

Dönüm noktanın ‘Vatanım Sensin’ olduğunu söylemiştin, çok güçlü bir ekiple beraberdin, neler kattın kendine o sette?
Hep söylediğim gibi ‘Vatanım Sensin’ benim için okul gibiydi. Hayatımın en güzel ve en zor dönemlerini orada geçirdim belki de. Yönetmenlerimin, oyuncuların ve tüm ekibin üzerimde emeği çoktur. Hepsinden çok şey öğrendim. ‘Yıldız’ karakteri bana hayatta kimsenin sebepsiz yere kötü olamayacağını gösterdi. Önyargılarımdan sıyrıldım sanki. Hala orada oluşturduğum disiplinle hareket ediyorum bütün setlerde. Hikayesini, hissini, Yıldız’ı, herkesi çok özlüyorum. Hep en özeli olarak kalacak sanırım hayatımda.

Sinema mı, dizi mi senin önceliğin hangisi?
Benim böyle bir ayrımım yok sanırım. Her ikisi farklı matematik gibi görünse de nereden baktığınla alakalı. Benim için aslolan genelde hikaye ve karakter olduğu için seçim yapamıyorum. Sinemanın avantajı; başı sonu belli olan bir hikayede daha kalıcı bir eser bırakabiliyorsun. Çalışma imkanın çok daha geniş; karakter ve hikaye üzerine daha çok yoğunlaşabiliyorsun. Peki ya ben o karakteri çok daha uzun oynamak ve yaşatmak istiyorsam? O zaman da dizi daha avantajlı bir hal alıyor.

‘AŞK 101’İN YENİ SEZONU ÇOK YAKINDA YAYINDA OLACAK

Televizyon mu, yeni platformlar mı etkili sence?
Her ikisinin izleyici kitlesi çok farklı bence. Bazı bölgelerde insanlar hala sadece televizyon izliyorlar; gücü yadsınamaz bir şekilde… Televizyon daha geleneksel kodlarla biraz daha sınırlı kalıplar içinde yüzerken platformlar çok daha özgün bir içerik yaratmaya çalışıyor. Bir de daha özgür bir ortam var orada. Oyuncu açısından her anlamda çok daha tatmin oluyorsun.

Netflix ‘Aşk 101’ çok beğenildi, devamı ne zaman ve kaç sezon olacak?
Evet çok tatlı ve herkesin o nostaljik dünyada kendisini bulduğu bir dizi oldu. Kaç sezon olacağı hakkında bir bilgim yok ama ikinci sezonu çektik yaza girmeden yayınlanır diye düşünüyor ve umut ediyorum.

Oyuncu olarak canlandırmak istediğin bir karakter veya tarihi kişi var mı?
Tarih ve edebiyat çok sevdiğim için geçmişte var olan her türlü cazip karakteri canlandırmak isterim. Geçmişe özlemim büyük, sanki bu döneme ait değilmişim gibi… O yüzden dönem işlerini ve geçmişte var olan karakterleri canlandırmayı çok istiyorum. Bu sene kafayı Freud‘a taktığım için onunla ilgili birçok kitap okuyup, podcast dinliyordum. LouAndreas Salome adında Rus yazar ve düşünürden bahsediyorlardı sürekli. Nietzsche, Rilke ve Freud’un hayatında çok büyük yer kapladığını öğrendim araştırınca. O yüzden Salome’yi oynamak çok isterim mesela. Suat Derviş’in hayatı da olabilir. Cahide Sonku gibi Türkiye de ilk ve önemli yere sahip olan bütün kadınları da oynamak isterim.

‘KIRMIZI ODA’ BİZE ‘NASIL İYİLEŞİRİZ’İ ANLATIYOR

Ünlü olmak güzel mi?
Bilmiyorum. Oradan bakmıyorum hayata o yüzden ben ünlüyüm cümlesini hiç kullanmadım sanırım. Tanınır olmak çoğu zaman güzel olabilir tabii. Mesleğim ürettiklerimi karşı tarafa aktarmak ve onlara dokunabilmek zaten…

‘Kırmızı Oda’ dizisi farklı bir senaryo ve ilginç konularla hayatımıza girdi, sen de konuk oyuncu olarak katıldın ne düşünüyorsun son dönemlerin bu ilginç dizisi hakkında?
Şifalandırmak üzerine yola çıkan bir dizi ve bence hem sektörde hem de ülkede çok ihtiyacımız olan bir açığı kapatıyor. Düşünsenize; hepimizin başına gelen türlü travmaları sana gösteriyor, yaşatıyor ve nasıl iyileşebileceğimiz konusunda sana yol gösteriyor. Çok değerli ve öğretici buluyorum projeyi.

Yeteneğini beslediğini düşündüğün neler var hayatında?
Her şey! Yürüdüğüm yol, baktığım deniz, okuduğum kitap, izlediğim film, gittiğim müze, yolda karşılaştığım insanlar… Hayatta var olan her şeyden besleniyorum. Mesela ‘Masumiyet Müzesi’ni çok seviyorum, sık sık Çukurcuma’ya gider antikacıları dolaşıp müzenin içinde hikayeler yaratırım. Her defasında başka biri olarak çıkarım oradan. Sabancı, Pera, Kadıköy Sineması, Moda Sahnesi, Beyoğlu, Ayasofya, Gülhane gibi daha birçok yer hem yeteneğimi hem ruhumu besliyor sanki. Hepsine yalnız başıma gidip içinde kaybolmayı, o dönemlerde yaşamışçasına hikayeler yaratmayı çok seviyorum.

FEMİNEN PARÇALAR VAZGEÇİLMEZİM

Karşı cinste seni en çok ne etkiler, senin kalbini kazanmak için neler yapmalıdır?
Genel olarak karşımdaki insanın enerjisine bakıyorum. O kadar büyük maskelerle dolaşıyoruz ki özde kalabilmek iyice zorlaştı. Kendi enerjisinde olan insanlardan daha çok etkileniyorum. Vicdanlı ve samimi olması da çok önemli tabi.

Biraz stilinden bahsetsek, neler giyersin, neleri giymezsin, gardırobundaki ilk 3 parça nedir?
Rahat ve şık parçaları daha çok seviyorum. Feminen parçaları günlük stilimin içine dahil etmeye çalışıyorum; Jean, tişört, ceket…

Kendinde beğenmediğin bir uzvun, bir huyun var mı?
Kendimi olduğum gibi kabul etmeyi başardım sanırım. Sevmediğim bir tarafım yok fiziksel olarak ama çok üşengeç olabiliyorum bazen. Bir de erteleme huyum var; keşke olmasa…

Arkadaşların dostların sana nasıl hitap ederler, var mı taktıkları bir lakap?
‘Pinoş’ diyen var, ‘Penoş’ der babam mesela. ‘Doğrucu Davut’ diyen var, aklıma bunlar geldi şu an.

YALANA TAHAMMÜLÜM YOK

Seni en çok ne sinirlendirebilir?
Yalana ve samimi olmayan hiçbir şeye tahammülüm yok sanırım. Karşımdaki beni aptal yerine koymaya çalışırsa da çok sinirleniyorum.

Sinema tarihindeki seni en etkileyen film ve performans hangisidir?
Buna spesifik bir cevap veremem saymakla bitmez çünkü. Son zamanlarda etkileyen diye değiştiriyorum iznin olursa ve ‘ThePaintedBird’ diyorum. Hem performans hem film olarak.

Röportajın devamını okumak için tıklayın